Forum Şiir Atölyesi Bir ses verin şiirinize!

Bir ses verin şiirinize!

192877 kez okundu - 17.4.2009 05:50:00 //

N.Ege Güral
Onaylı Üye


Yaş: 58
Şehir: İstanbul
Daha önce bir başka edebiyat sayfasında açtığım ve hatta değerli dostlarımın açtığı forumlardan seçtiklerimi sizlere sunuyorum. Göreceğiniz gibi bir hayli uzun ve kimi bölümler ağırdır. Buna rağmen zorlayıp kendinizi okumalısınız. Birinci bölüm seslendirmenin felsefesi üzerine, ikinci bölüm teknik bilgiler içerecektir

Değerli dostlarımın bazı yazılarını da isim göstererek bu sayfaya aktarıyorum. Eğer izin vermediklerini belirten bir mesaj gönderirlerse sayfadan silerim.

Kendini en sıradan gören kişilerin bile; diğer forumlarda da olduğu gibi bu foruma da katkıları olabileceğini düşünmekteyim. Lütfen yazınız sorunuz.


"kimse her şeyi bilme yetisine sahip değildir ama öğrenme hakkına sahiptir"



Edebiyat: Yalın bildirim amacını aşarak, estetik amaçlı oldukları kabul edilen yazılı yapıtlar toplamı.

Şiir: Sanat değeri taşıyan, okuyan ve dinleyende estetik duygular uyandıran yazı. Şiir tanımlanması en güç edebiyat türlerindendir............( Larousse Alfabetik Ansiklopedi, Omnis, 1991, Asır matbaası, İstanbul çok uzun bir tartışma bölümüydü 12 sayfa kadar buraya almak istemedim hepsini)




Forum konusuyla paralellik oluşturacağını düşündüğümden, doktora tezimin bir kısmını, sadece bilmek isteyenler için sunuyorum...

Görevsel Sesbilim

Dilbilimin bir alt dalı olan görevsel sesbilim, ses olgularını, dil dizilişindeki işlevleri, iletişimdeki ayırıcı belirgin nitelikleri açısından inceler.
Sesbilim özellikle konuşma esnasında kullanılan ve konuşma organları tarafından üretilen sesleri incelemektedir.
Sesbilim açısından yapılan bir inceleme bize bir dildeki seslerin nasıl oluşturulduğunu, bu seslerin akustik özelliklerinin neler olduğunu tanımlar ve sınıflarken, görevsel sesbilime dayalı bir inceleme ise bu seslerin anlam taşımada nasıl kullanıldığını anlatır, konuşma seslerinin birlikte ne şekilde işlev gösterdiğini ve nasıl kullanıldığını inceler.
Sesbirim, dildeki anlam ayırıcı, en küçük öğedir. Yapısal sesbilimin bir parçası olan sesbirim soyut bir kavramdır ve evrensel değildir. Her dilin kendine özgü sesbirimleri vardır.
Sesbirim saptamasında geçerli olan kurallar vardır. Bir dilde aynı ses çevresinde durabilen sesler, birbirleriyle yer değiştirdiklerinde, içinde bulundukları sözcüklerin anlamlarında bir değişiklik olmuyorsa, bu sesler sesbirim değerinde değildirler. Sesbirimlerin saptanmasında en önemli ölçüt, seslerin bütünleyici dağılımda bulunmalarıdır.
Aynı ses çevresinde kullanılabilen, bütünleyici dağılım, içinde olmayan ve zıt durumda bulunmayan sesler ancak bir sesbirimin sesbilimsel değişenleri olarak kabul edilebilir.
Sesbirimler, parçalı ve parçalar üstü olmak üzere ikiye ayrılırlar. Parçalı sesbirimler, ünlüleri, ünsüzleri ve kayan ünlüleri içerirler. Bu sesbirimlerin saptanmasında kullanılan en önemli unsur ayırıcı özellikleridir. Parçalar üstü sesbirimleri sözcük veya cümlenin, süre ton, kavşak, durak, vurgu ve ezgisini içerir .

a)Süre

Ünlülerin çıkarılışındaki süre, onların uzun ya da kısa söylenişleriyle ilgilidir.
Mali - Mâli gibi bu karşıtlık Türkçede de anlam ayırıcı güçte olduğundan sesbirim tablosunda yer almaktadır. Uzunluk-kısalık, yani bir sesin çıkarılışındaki süre her dilde değişiktir. Bir dildeki uzun ünlü, bir başka dilde orta uzunlukta kabul edilebilir. Her ne kadar dilimizdeki ünlülerin uzunluk-kısalık karşıtlığı başka dillerdekiler kadar belirleyici değilse de, var olanlar ayırıcı özellik taşıdıklarından sesbirim ya da anlam ayırıcı birim olarak kabul edilmelidir.

b)Kavşak ve Durak

Parçalar üstü sesbirimlerden sayılan kavşak, sınır işaretlerinin bir bölümüdür ve dilde kimi kez anlam ayırıcı birim niteliğinde, kimi kez de değildir. Kavşak dediğimiz kısa soluklanmanın ortadan kalkması, "balkon açıkmış" ? "balkona çıkmış" da olduğu gibi çoğu kez farklı anlamlardaki birliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Bir tümce içindeki anlam birlikleri, verilecek kısa duraklamalar ile ayrılır.
Yalnız, soluk almak için yapılan duraklamalarla, konuşmacının konuşurken tamamen kendisine bağlı olarak (sıkılganlık, sözcük bulamama, yanlış söyleme vb.) yaptığı duraklamalar bu durak kapsamına girmemektedir.
Konuşucunun, iletmek istediği duygu ve düşüncelerinin en etkili ve anlaşılır biçimde alıcı tarafından algılanabilmesine yardımcı olan duraklar, dilimizde gereği gibi kullanılmadığında, ?Almanyadaki lise faciası? ?Almanyada kilise faciası? örneklerinde olduğu gibi yanlış anlamalara neden olacak ölçüde önemli ve anlam ayırıcı özellik taşımaktadır.

c)Ton

Ton, heceyi ilgilendirir ve genel olarak bir hecedeki frekans yüksekliği ya da düşüklüğü yani bir seslemin tiz ya da pes söylenmesidir. Kişinin içinde bulunduğu ruhsal durum ve genel karakteriyle de paralellik gösteren ton, sözcüğün vurgulu hecesinin alçalan ya da yükselen bir ses tonuyla söylenmesi sonunda değişik anlamların ortaya çıkmasına neden olabildiği için parçalar üstü sesbirimlerden sayılır.

efendim (Özür dilerim, anlamadım)
efendim (çağrıya yanıt)
efendim (Bir söze başlarken)

Türkçede genellikle çıkış ve düşüş olmak üzere iki ton özelliği kullanılmaktadır.
Konuşucunun o andaki ruhsal durumuna göre bu iniş ve çıkışlar, ses perdesine göre ortadan çıkış, alçaktan çıkış ya da yüksekten düşüş, basamaklı düşüş gibi biçimler alabilir. Kendisi için her şey yeni ve ilgi uyandırıcı olan bir çocuğun canlılığı, konuştuğu sırada yüksek ve değişik tonlarda dolaşmasıyla ortaya çıkar. Buna karşın, bezgin, hiçbir şeye ilgi duymayan bir kimsenin davranışlarındaki sınırlılık, konuşmasında büyük alçalış, yükseliş ayrımları göstermeksizin, tek düzelikle kendini gösterir.
Tonun kullanımı kişiye, onun ruhsal durumuna ve genel karakterine bağlı olarak çeşitlilik gösterebildiği gibi uluslar arasında da ulusal karakterlerine uygun olarak değişiklik gösterebilir.

d)Vurgu

Vurgu bir sözcükte bulunan bir hecenin diğerlerine oranla daha soluklu daha baskılı çıkarılması demektir. Türkçede eşsesli olan sözcüklerdeki vurgunun değişmesi, anlamın da değişmesine yol açtığı için ya da bir başka deyişle yanlış vurgulama yanlış anlaşılmaya neden olabileceğinden vurgu, anlam ayrıcı önemli bir bürün öğesi olarak kabul edilmektedir. Yazımda, noktalama işaretleri ya da büyük küçük yazımla ayırt edilebilen bu çiftler, konuşma dilinde vurgu ile bu ayrımı ortaya koymaktadırlar.
Bir dilin cümle ezgisini büyük ölçüde etkileyen, kişinin iletişim sırasındaki duygu ve düşüncelerinin gerçekleşmesi, yansıması olarak tanımlayabileceğimiz odaklama, iletişim sırasında dinleyicinin özellikle dikkat etmesini istediğimiz öğeyi belirlemektir.
Bu belirleme işlemi duraklarla ve ses tonundaki değişikliklerle yapılabilir. Yalnız, bu belirleme işlemi sırasında değişenin ton olduğu, sözcüğün vurgulanan sesleminde bir kaymanın söz konusu olmadığıdır.
Odaklama işlemi Türkçede bir kaç biçimde gerçekleştirilebilir:

1. Belirtilmek istenen öğe, yazı dilinde de olduğu gibi cümle yükleminin önüne getirilir.
2.. Ya da söz diziminde değişiklik yapılmaksızın belirtilmek istenen öğenin vurgulu seslemi daha baskın bir tonda söylenir.

Kayra yarın şiir okuyaCAK.
Kayra yarın şiİR okuyacak.
Kayra yaRIN şiir okuyacak.
KayRA yarın şiir okuyacak.

Birinci cümlede belirtilmek istenen Kayra?nın yarın kesinlikle şiir okuyacağı, ikinci cümlede Kayra?nın yarın şiir okumaya gideceği, Kayra?nın sadece yarın şiir okuyacağı, dördüncü cümlede ise şiiri Kayra?nın okuyacağıdır.
3. Bir diğer odaklama ise belirtilen öğenin başa alınarak devrik tümce ile ifade edilmesidir.

e)Ezgi

Ezgi, bir dil toplumundaki bireylerin, kurallarını bilinçaltı bir dürtüyle uyguladıkları bir eylem, iletişimin en gerekli birimidir. Konuşmacının ruhsal durumunu ortaya koyar. Günlük konuşma dilinde, çevresel ve kişisel koşullara bağlı olarak çeşitlemelerle ve içgüdüsel olarak kullanılan ezgi, bir yazılı metnin okunması sırasında bu özelliklerden arınarak ölçütlere daha bağlı bir durum kazanır. Ezgi konusu oldukça geniş ve kapsamlı incelemeyi gerektiren bir alandır.


Kaynaklar:

Ergenç, İ. 1989. Türkiye Türkçesinin Görevsel Sesbilimi. Ankara.

Malkoç, E. 2001. Adli Amaçlı Konuşma ve Konuşmacı Tanımadaki Etmenlerden Biri Olarak Prosodi (bürün) Öğeleri. Ankara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü.

Güz, N. 1992. Sesler ve Kurallar. Der yayınları, İstanbul.

(Doktora tezim: Güral, N. E. 2003. Bilgisayar Ortaminda Kurgulanip, Manyetik Banda Kaydedilen Ses Sinyallerinin Adli Amaçli İncelenme Yöntemi (Forensic Analysis of Computer-Edited Sound Signals on Analog Audio Tapes), Doctorate Thesis Istanbul University, Institute of Forensic Sciences)


NEG
............................






Yelda Karataş yazmış:


Gerçi yüksek sesle okunmak için yazılır şiir. Bu da şiirin yapısından gelen bir gerekliliktir. Çünkü ozan, göstermek- tanıtmak için iletmek istediği - anlamı-, kurduğu imgelerle, s ö z c ü k l e r d e n k u r d u ğ u i m g e l e r l e dile getirir.

İşte bu yüzden okuyucu, ancak kulak aracılığıyla, kendi sesini ya da başkasının sesini d i n l e y e r e k, bu imgelere ulaşabilir, böylece de ozanın iletmek istediğini anlayabilir.

Şiirde kulak aracılığı ile görülür imge; çünkü anlamı taşıyan bu sesten imgedir.

Şiirde imge ile kurulan sesi yaratan, iletilmek istenen anlama göre imgenin dillendirilişidir. Dile gelen, burada anlam değil, imgedir; anlam, ancak, o sözcüklerle kurulmuş imgelerle iletilir.

İşte, bu "bir anlamı dille imgeleştirme", yani bir anlamda imgesi arasında belirli bir dille kurulan ilişki, bir şiirin "ses"ini oluşturur.

"Sesi " yaratan, bir dilin imgeleştirilen kullanılışıdır: dille anlamı imgeleştirirken, sözcüklerin seçimiyle, yan yana getirilişiyle, birleştirilmesiyle, değiştirilmesiyle yaratılır "ses". Ve bu "ses" anlamı iletir; ozanın gösterdiğine, tanıtmak istediğine bu "ses"le ulaşılır."

İonna Kuçuradi
Sanata Felsefeyle Bakmak

İmdi. Genellikle, "ses" ile "müzik karıştırılır şiirde. Şiirin müziği, uyak, ölçü, vezin v.b öğelerle oluşur. Aruz vezni şiirin sesi değil, müziğidir.

Şiirin sesini oluşturan sözcüklerin sıralanışıdır

Şiirin bir iç sesinden söz edeceksek anlamamız gereken budur.

Bir şiiri sesli okumakla, seslendirmek arasında önemli farklar vardır.

Herkes şiiri sesli okur ve okumalıdır. Şiiri anlamlandırmak için şarttır. Şiir gözle okunmaz. Yazarken de okunmaz.

Şiir yazanlar iyi bilir ki her şair şiirinin bittiğini hissettiği an, mutlak yüksek sesle okur O'nu; hem de defalarca...

Bu okuma sırasında şiir kendini ele verir ve yazana, der ki henüz bitmedim. Ya da evet oldu, duyuyor musun sesini sözcüklerin!

Sonra nadasa alırsınız şiiri ve beklersiniz. Gider gelir, bakar ve hep yüksek sesle okursunuz. Sesin takıldığı yerde, bir daha sorgularsınız sözcüklerinizi... Bitip bitmediğini bir gün hissedersiniz. Asla mükemmel olmayan şiirinizi, bir yerlere yazar, bastırırsınız sonra...

Şiirin seslendirilmesine gelince. Öncelikle, büyük bir sorumluluk işidir.

Seslendirenin amacı, şiirin sesli okunur halini koruyabilme olmalıdır.

Seslendirenin yorumunun başarısı, şiiri içselleştirme ve anlamlandırmadaki başarısıdır.

Ne kadar duygulu ya da içli okuduğu ile ilgili değildir şiiri sesli okumayı başarmak. Şiiri seslendirmek ise, bana göre artistik bir çabadır.

İlkokul müsamerelerinde, ne çok ağlayarak okuyorsa vatan şiirlerini o kadar başarılı sayılır küçük çocuklar...

Şiir duyguları sömürmek için değil, duyarlılığımızı zenginleştirmek için yazılır.

Bu bilinçte olmayan "şiir okuyucusu", şiiri "sesli okumak" yerine "seslendirir" ve ortaya ucubeler çıkar.

Ruhi Su, bu alandaki büyük ustalardan biridir. Örneğin, Nazım Hikmet'ten okuduğu Masalların Masalı şiiri, bu konuda çalışma yapanlara, yol gösterici muhteşem bir örnektir. Şiiri sesli okumak isteyenlere Ruhi Su'nun bütün albümlerini dikkatle dinlemelerini öneririm.

Şiirin sesli okunması sırasında arkada müzik olmalı mıdır? Bu konuda değişik görüşler var. Ben arkaya hiç müzik konmaması gerektiğini düşünürüm .

Ruhi Su'nun sazı şiire eşlik ederken, şiirin "sesi"ne ihanet etmez, neredeyse yoktur sazı...

Hatırlayın Şeyh Bedrettin Destanı'nı, Kuvayi Milliye'yi... Saz şiire eşlik eder sadece, tıpkı Ruhi Su'nun türkü söylerken sesine eşlik ettiği gibi... Ozan geleneğini çağımızda sürdürmenin ışığını yakmıştır Ruhi Su

Ama bakıyoruz, yeni uygulamalarda, şiirlerin arkasına müzik koyuyorlar. Sanki şiirin ihtiyacı varmış gibi. Şarkı sözü değil ki bu! Şarkı sözü şiir değildir, en başarılısı bile. Şiirsel sözlerdir, şarkı sözleri.

Bestelenmiş şarkı sözleri ise, artık bambaşka bir şeydir. Şiirin iç sesini değil, bestenin müziğini duyarız orada. Şiirin anlamlandırılmasına ne denli başarılı yaklaşıyorsa o beste, o şiir o denli doğru müziklendirilmiş demektir.

Ama artık o bestede duyduğumuz şiirin sözleri şiir değil, müziklendirilmiş sözlerdir.

Şiirleri seslendirenler, şiiri ne kadar "duygusal" okuyorlarsa, o denli başarılı sayılıyorlar. Ne büyük yanılgı!

Arkasına döşenen müzik eşliğinde, yatak odası sesiyle okunan şiirler, şiire ihanettir.

Şiirin arkasına müzik konabilir elbet. Ama bu müzik, çok dikkatli seçilmeli, şiire eşliği çok iyi hesaplanmalı, ölçülüp, biçilmelidir... Şiirin, iç sesini, müziğini anlamlandırarak, "şiiri sesli" okumayı başarabilmenin çok zor olduğunu, ama imkânsız olmadığını düşünüyorum...

Yelda Karataş

.................................




Nuray Kurban (serazat) yazmış:

Arap yarımadasında şiir özelllikle islamiyet öncesinde çok yaygındır.Çok büyük şairler yetişmiş,şiir yazamamak eksiklik olarak görülmüştür.Ama şiirler salt yazılmakla kalmamış,Askı Şiirleri adı altında Kabenin duvarlarına asılmıştır.Ancak bu şiirlerin belli periyotlarla birincisi seçilirmiş ve bu da şiirleri yüksek sesle okutmak suretiyle yapılmıştır..Kulağa hitap etmeyen şiirde bir şeylerin eksik olduğu düşünülmüş.. Aynı şekilde batı edebiyatında sonler vardır ki Cyrano DeBergerac 'ta güzel örneklerini bulabilirsiniz. Bunlar da yüksek sesle okunan şiirlerdir. Tarihin her döneminde şiir kıymet görmüş ama sadece yazıldığı haliyle değil, okunuşuyla da değerlendirilmiştir. Bizim aruzumuz da hecemiz de hep bu kaygının bir sonucudur. Şiirde serbestlik revaçta diye şiirsellik kaygısından uzaklaşılmamalı. Demin de söyledim: Şiirsellik yazılış, okunuş, bütünlükle olur. Şiirimi hiç sesli okumadım diyenlere de bir hatırlama notu: Şiirinizi yazıp bitirdikten sonra kaç defa sesli okursunuz? O okumadan sonra değişiklik yapar mısınız? Yaparsanız nedeni nedir?

Nuray Kurban (serazat)

......................................



Turgay Uçeren yazmış

Sayın NEG,

şu an yaşayan önemli edebiyat eleştirmenlerimizden Mustafa Öneş bir görüşmemizde ''şiiri çok güzel okumak da şiire ihanettir'' dediğinde önce çok şaşırdım ve elbette hemen nedenini sordum ve kısaca şu cevabı aldım : ''kötü şiirler dahi, çok güzel ve profesyonel okununca, kulağa hoş gelir ve şu an ülkemizde bu tür çalışmalar çoğunluktadır'' diye bir açıklama getirdi ; siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Saygılarımla...



Tarih: 10-03-2006 20:52:22


NEG cevap yazmış:

Ne yazık ki aynı görüşteyim de; şiir kim ki ona ihanet edelim. Zaten bir düşünürseniz şiir yaşanmışların ve yaşanmamışların kurgularıdır yani şiir zaten ihanettir

İlave etmek istediğim bir şeyler var: Benim hoşlanmadığım tarzda bir şiiri seslendirirken çok zorlanıyorum, fakat o şiiri seslendirdikten sonra o şiirin bambaşka bir anlam kazandığını da görüyorum. İyi bir şiiri seslendirdiğim zaman okuyanlar şiiri değil seslendirmeyi beğeniyorlar yani iç sesleri değişiyor. Kendileri okurken ki içlerinden gelen sesleri tekrar çıkartamıyorlar, anlamsız geliyor, artık okumak değil dinlemek istiyorlar...


Tarih: 10-03-2006 21:42:27

Turgay Uçeren cevap yazmış:

Galiba ne demek istediğinizi anladım ; hem fiziksel (ki insan gövdesi bir rezonans sağlar) hem ruhsal anlamda ses bilinç katmanlarına ulaşır ve aslında söz de ikincil anlamdadır o an : aslolan katmanlara ulaşan ve dönen aksiseda gibi mi?


Saygılar....

NEG cevap yazmış:
Aynen öyle!


..............................




NEG yazmış:

Şiirleri iki tipte seslendiriyorum:

A) Arka planda müzik olanlar; teknik yetersizlikten dolayı arka plandaki gürültünün örtülmesi ve rahatsız etmemesi için, şiir zayıfsa, ya da o şiiri o müzik yazdırmışsa veya ben o müzikle okumak isteği duymuşsam.

B) Bazense arka planda hiç müzik kullanmam; sesimi bir müzik aleti gibi kullanıp tonlandırırım, şiiri yaşarım, yaşatırım. Burada biraz da teknik imkânların, gürültüsüz ortamın ve psikolojik durumumun önemi var.

Biraz ses ve özelliklerine göz atalım

Ses; kuantum fiziğinden daha karmaşık yapıdadır.
Anlaşılabilir açıklaması şöyledir:

Ses, periyodik ( yinelenen) titreşimlerdir. Bir titreşimin ses olması için kulağın duyacağı frekanslarda (titreşim hızında) ve şiddette olması gerekir. Yinelenmeye örnek olarak dizilmiş çatı kiremitlerini örnek verebiliriz.

.........................................



NEG yazmış:

Şimdi bu bölümde şiiri okuyan kişilerin neler hissettiğini, okurken nasıl bir haletiruhiye içinde olduklarını bilmek isterim ki bu sayfada birçok şiir seslendiren kişiler vardır.

Dilerim forumumuza renk katarlar.





Sabahattin Abi Cevap yazmış:


NEG hocamın bu başlığı altında bir yorumcu olarak bende hissettiklerimi paylaşmak istedim. Bu anlamda gelecek soruları da cevaplamaya gayret ederim. Lakin işin teknik kısmını pek bilmem NEG hocamın yazdıklarını okuduktan sonra oldukça bilgi sahibi oldum teknik olarak. ) Yaklaşık 13 yıldır şiir seslendiririm radyo TV ve dinleti söyleşi çok farklı mekânlarda şiir yorumladım. Herhangi bir kaydedici ile şiir seslendirmek aslında zor değil çünkü hata yaptığınızda başa dönmek mümkün ben bir şiir için saatlerce uğraştığımı bilirim. Canlı performans da şiir yorumlamak beni daha çok heyecanlandırır. Canlı performans da ben 2 ye ayırıyorum. 1 tüdyo(radyo, TV,) ortamında canlı yorumlanan şiirler 2: Birebir dinleyenlerle aynı ortamda(dinleti, söyleşi, resital) yorumlanan şiirler. Benim için asıl olanda ikinci seçenekteki ortamlar daha keyif vericidir ki dinleyenlerden şiiri paylaştığınız an duyguyu direk alabilmenizdir. Bakışlardan, mimiklerden yorum esnasında birebir şiirdeki hissedilen duyguyu alabilmiş olmaktır. Bir yorumcu yorumladığı şiirin ne kadar içinde olursa dinleyen o şiirin o esnada parçası olur ve siz bunu başardığınızda dinleyenlerin kaçının şiirin bir parçası olduğunu anında hissedebilirsiniz. Bana göre yorumcu şiirin vitrinidir forumun başlarında şimdi ismini hatırlayamadım bir arkadaşımızın bir tespiti vardı ki bana göre çok doğruydu. İyi bir yorumcu en kötü şiiri bile ön plana çıkarabilir. Bu anlamda bütün şiirlerin iyi yorumlanması bana göre de doğru değildir. Bir yorumcu seçici olmalı özellikle bir program formatında şiirleri yorumluyorsa. Şimdilik bu kadar yazayım çok daha uzatıp sıkmak istemem daha sonra isterseniz bana göre bir şiirin seslendirmesinde dikkat edilmesi gerekenler ya da 2.seçenekteki bir ortamda yapacak bir programın püf noktaları hakkında bilgilerimi paylaşırım.
Tarih: 16-03-2006 02:38:05
Umarım paylaştıklarımız faydalı olur şiir sever ve özellikle yorumculuk anlamında. Şiir yorumculuğu hakkında dikkat çekmek istediğim bir konu daha var. Aslında ne kadar öz yazabilirim onu da bilmiyorum ama deneyeceğim Şiir yorumculuğu maalesef çok ciddiye alınmayan bir konu olsa da aslında şairlik vasfı kadar önemlidir. Bir anlamda şöyle bir söylem vardır "herkes şiir yazabilir ama herkes şair olamaz" bu şiirde yorum içinde geçerlidir "herkes şiir okuyabilir ama herkes şiir yorumcusu olamaz" Bir önceki paylaşımımda dediğim gibi iyi bir yorumcu nasıl en kötü yazılmış bir şiiri yorumuyla güzelleştirirse kötü bir yorumcuda güzel bir şiiri katledebilir. Mesela ben arada yaparım özellikle canlı performansta. yorumculuk anlamında her ne kadar bir eğitim kurumu olmasa da günümüzde bu anlamda çeşitli eğitim kurumlarında bu anlamda ayrıca dersler vardır. Örnek vermek gerekirse eğitim fakülteleri. Basın yayın, edebiyat fakülteleri ve özellikle tiyatro konusunda eğitim veren kurumlar. İyi bir yorumcu öncelikle dile hâkim olmalıdır. Türkçeyi iyi konuşabilmek ve Türk diline hakim olabilmek bunun yanı sıra diksiyon beden dili olmazsa olmazlardandır. İyi bir yorumcu çok kitap okumalı özellikle edebiyatı iyi bilmeli şairlerin hayatını bilmeli kelime haznesi geniş olmalıdır. Doğaçlama yeteneğine sahip olmalı hitabeti güçlü olmalıdır. Bu anlamda bir örnek vermek isterim. bir dinletimden sonra karşılıklı söyleşi esnasında bir ressam arkadaşım iyi yorum hakkında bir soru sordu. soru: herkes şiir yorumlayabilirimi. Cevap: herkes resim yapabilir mi. Soru: teknik olarak hayır. Cevap: resimde nasıl bir görsellik bir teknik varsa ve her resim yapan ressam olamazsa herkeste şiir yorumlayamaz. Çünkü yorumunda şarkı gibi bir notası melodisi vardır bir tekniği vardır. Bezen gerçekten ressam olmak isterdim çünkü okuma yazma bilen herkes şair herkes şiir yorumcusu oluyor ama ressam olamıyor. Ressam olmak için okuma yazma bilmek yetmiyor çünkü.(doğuştan yeteneği olanlar hariç) İyi bir yorumcu sadece şiir değil bunun yanı sıra her türlü yazıyı, makaleyi, anıyı, hikâyeyi, öyküyü vb. iyi yorumlamak zorundadır. İyi bir yorumcu önce yorumlayacağı şiirin vb. duygusunu yakalamalı hikâyesini anlayıp şiirin vb. önce içindeki duyguları özümseyip içindeki mekânı yazılan ortamı hangi zaman diliminde hangi psikolojiyle yazıldığını iyi anlamalı sonrada bütün bunları toparlayıp sunmalıdır ki dinleyenler keyif alsın. İyi şiir yorumlamak için güzel sesli olmak yetmez aynen güzel sesi olan herkesin şarkı söyleyemeyeceği gibi. Bu anlamda özellikle bu işi ciddiye alacak arkadaşların önce donanımlarını gözden geçirmelerini tavsiye ederim. Bir adım atacaklarsa özellikle bu aşamada tabii ki okuluna gitmeleri değil eğer o vakitleri geçmişse ilk tavsiyem diksiyon ve güzel konuşma dersleriyle başlayabilirler. Sonrasında buna beden dili ve hitabet dersleri eklenebilir ve tabii ki en sonunda yani bu dersleri alırken de mümkün olduğu kadar çok okuyup şairlerin hayatı ve tarzları hakkında donanıma sahip olmalıdır.
Tarih: 16-03-2006 03:32:28




Mehmet Şâmil cevap yazmış:


Merihliye az ya da çok sesli şiir eklemiş olanlardan biri de benim. NEG halet-i ruhumuzu sormuş. Kolay bir şey olmasa gerek bunu anlatmak.

Beş yıl özel bir radyoda şiir programı hazırlayıp sundum. Şiir seslendirmelerini müziksiz düşünemiyorum. Bu şiirin altında bir müzik olması gerektiğinden kaynaklanmıyor. Çeşitli açılımları ve gereksinimleri var bunun.

Resim şiir ve müziğin ortak yanları var. Aslında sanatın bütün dalları birbiriyle iç içe. Bundan dolayıdır ki şiirdeki imgelerin beslendiği damarlar bazen müzik bazen resim olabiliyor. Olması da gerekli. Belirli bir müzik eşliğinde yazmış olduğunuz şiirin kendi havasını okura vermesi için de o müziğin şiirle birlikte sunulması gereklidir. bu sadece bu bakımdan önemlidir.

Bundan başka bir de şiirin seslendirmesinde yardımcı olması vardır müziğin. Çünkü şairin şiiri yazarken indiği ya da çıktığı derinlik ve zirveye erişebilmek için bir araç unsuru görür müzik. Daha çabuk ve daha kolay, bu bakımdan şiirin ve müziğin birlikteliği yadsınamaz.

Bir de şöylesi bir durum beni hep şaşırtmıştır. Belirli bir şiiri farklı farklı müzikler üzerine seslendirdiğinizde şiirin vurgu yorumunun değiştiğine şahit oldum. elbette bu biraz da şiirin anlam yoğunluğuna dayalı bir şey. Ancak bu bir bakıma da gerçek bir olgu. Hatta seçilecek müziğin ince ya da kalın tonlarda olması bile şiirin seslendirilme havasını etkiliyor. bu nedenle olsa gerek radyo yayınında belli şiirleri belli müziklerle seslendirmem istenirdi dinleyici tarafından. Bunun ilk farkına elbette seslendiren varmakta.

bir şeyi denemedim değil. ve ne kadar farklı olduğunu görmedim değil: ilkin A fonu üzerine X şiirini okudum. Seslendirmeyi A ve X ile birlikte dinledim. Sonra yine A fonu kulağımda iken X şiirini okudum ama kaydımı Sadece X olarak aldım. Sadece X'i dinlemek ile A ve X'i dinlemek arasında şiirin vurguları açısından bir fark olmadığını gördüm. Sonra sadece X şiirini okudum ve fon kullanmadan kayıt aldım. İnanın şiirin havası değişti. Bozuldu çoğu şey. A fonu yerine B fonunu kullandığımda da durum değişti. Bu şu anlama geliyordu. Şiir bir bütündür. Müzik de. İkisinin birleşmesinden ise farklı bir bütünlük çıkıyor ortaya. Bu nedenle kötü bir şiir seslendirildiğinde ortaya çok güzel bir bütünlük çıkabiliyor.

Ayrıca sadece slow diye isimlendirilen yavaş sakin müzikler üzerine şiir okumanın da modasının geçmesi gerektiği görüşündeyim. İyi bir seslendirmen müziğin notalarıyla inişleri çıkışlarıyla şiiri birlikte düşünüp ikisini birden idare etmek zorundadır. bu nedenle de müziğin nasıllığı şiiri çok fazla etkilemez. Eğer çuvallanıyorsa bu seslendirmenin beceriksizliğidir. Müziğin ya da şiirin değil.

?
Tarih: 16-03-2006 12:12:05






NEG den notlar:

Bir gün oğluma şiirlerimi dinletiyorum.

O- Baba senin sesine benzemiyor bu?
B- Peki oğlum yaklaştır kulağını ağzıma ve dinle (sıradan bir konuşma yaptım)
O- Evet ama yine de çok benzemiyor
Peki o halde dedim, şiirimi aldım elime ve okudum kulağının dibinde.
O- Tamam şimdi oldu dedi. Onu ikna etmek öyle zor ki!


1) Ses uzaklaştıkça etkileyici özelliklerini yitirir, vurgular kalır.
2) Şiir okurken kişide fizyolojik ve psikolojik değişimler olur elbette sese yansır, ses tonu değişir.
3) Mikrofona sünger koyun ve yaklaşın yaklaşabildiğiniz kadar
4) BANA KİMSE SESİM GÜZEL DEĞİL DEMESİN!




Sesli şiirlerde bir problem vardır!

Dersteyim ve şiir sesimle ders anlatıyorum. Ders de; adli ses ve görüntü analizleri. Gözler bana kilitlenmiş dinliyorlar. Sınav yapıyorum, sonuç berbat! Asistana anlattırıyorum; sesi kötü, ama sınavlar çok iyi ))

Şiiri okuduğunuzda iç seslerinizle değerlendirirsiniz, eğer o şiiri bir kez bile olsa sesli dinlediğinizde, tekrar şiiri okumak istemezsiniz, şiiri beğenemezsiniz. Kişisel hislerinizi tekrar yaşayamazsınız.


Bir konuşma yaptığınızda üç ayrı ses duyarsınız ve bu seslerin bileşkesi olarak tek ses duyuyormuşsunuz gibi algılarsınız.

1) Kemik iletişiminden dolayı kulağınıza doğrudan giden kendi sesiniz.
2) Bulunduğunuz çevreden yankılanarak gelen kendi sesiniz
3) Çevreden gelen gürültüler.



Neden sesimizi beğenmeyiz?

Çünkü sinirsel sağırlık denen, güncel problemlerden, çevresel gürültülerden, gerginliklerden ötürü seslerin ve kendi seslerimizin en önemli ayrıntılarını duyamayız, sesimizi, hatta başkalarının güzel seslerini duyamayız. Böyle olunca da kendi kendimize, sesimizin çirkin olduğunu telkin edip dururuz. Bu kadar telkinle en güzel ses bozulur gider. Ya da en cırtlak ses kaymak gibi olabilir.
Tarih: 11-03-2006 00:29:24

NEG

........................................................




"Mehmet Nuri parmaksızın bir makalesi kendisinden o günlerde yazılı izin almıştım. Sizlerle paylaşılması gerekli ve çok değerli bir makale.NEG"


SES ve AHENGİN ÖNEMİ ÜZERİNE

? Onlar ki kelâma can verirler?
Şeyh Galip
Her şair az veya çok şiirin oluşumu ve teorisi üzerine bir şeyler söylemiş; ya da kendine göre bir şiir tanımı yapmıştır. Nedir şiir? Şiiri güzel kılan ve onun hafızalarımızdan silinmemesini sağlayan büyü, şiirin hangi öğesindedir? Mana da mı, ahenk de mi, ses de mi?...

Kleber Haedens, ? şiir tarif edilseydi, yüz türlü değil; bir türlü tarifi olurdu.? diyor. Hakikaten şiir hakkında yapılmış sayısız tanım, onu bu sözünde haklı çıkartıyor. Farabi, şiirde iki temel öğeden bahseder: ?Sözcükler ve onların bir araya getirilişindeki esas.? Valery, ?şiir, sesle anlamın birleşmesidir.? der. Platon, şiirin ?büyülü bir söz? olduğunu düşünür. Batı kaynaklı olan tanımlar içersinde benim en çok beğendiğim tarif, Mallarme?ye aittir: ? Şiir fikirlerle değil, kelimelerle yazılır.? Jean Cateau?nun, ? şiir öyle bir dildir ki, başka bir dile çevrilemez? düşüncesi, bir anlamda Mallarme?yi destekler; çünkü her dilin kendi içinde bir musikisi ve sesi vardır, tercüme edilen şiirlerin aynı sesi ve ahengi, kelime ve ton olarak yakalaması söz konusu değildir.

Edebiyatımızda ise, A. Haşim şiiri ? musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, ortaklaşa bir dil? olarak düşünür. Y. Kemal, şiirin ? veznin sustuğu yerde başladığını? söyler. O. Veli ise, ?şiiri, şiir yapan edâdır?der. Bu ?edâ?dan neyi kastettiğini poetikasında açıklamaya çalışmışsa da, edânın, ahenk mi, ritim mi, şairin hissedişiyle ruhundan şiire kattığı ses mi olduğu belli değildir. C. Sıtkı için şiir ?bir an için olsun aklımızdan geçirdiğimiz hayallerin nağmesidir.? Edebiyatımız içersinde, şiirin ne olduğundan teorisine, tanımından konusu ve biçimine kadar en geniş açıklamayı, poetikasında N. Fazıl, yapmıştır. Onca teşbih ve derinlemesine tahlilden sonra, N. Fazıl?ın söylediği şu söz dikkate şayandır: ? Arı, bal yapar ama balını izah edemez.?

Birbirinden farklı gibi görünen bütün şiir tanımlarının birçoğunda gördüğüm ortak nokta, şiirin bir nağme ve ses güzelliği olması yanında, açıklanamayan bir yönünün olmasıdır. Gerçi, N. Fazıl, bu balın izah edilemeyeceğini söylese de, dilim döndüğünce, bilgi ve birikimim el verdiğince bu sırrı açıklamaya çalışacağım.

1- Şiirdeki cazibenin, ses ve anlam arasındaki bütünlüğe bağlı olduğu inkâr edilmez bir gerçektir. Ses ve mana, beden ile ruh gibidir; yalnız şiirde aslolan ne konu, ne de manadır. İlk önce şiiri, C. Sıtkı?nın dediği gibi, bir ?nağme? halinde duymasını ve dilimizin imkânlarını zorlayarak kelimeler arasında bir musiki oluşturmasını öğrenmeliyiz. Kelimeleri sırf manadan ibaret, cansız gibi düşünürsek bunu başaramayız; çünkü, şiiri kalıcı yapan fikirler değil, bu duygu, düşünce ve hayallerin söylenişi esnasında şairin seçtiği kelimeler arasında oluşturduğu musikidir. Burada, şiirin nesirden farklı olduğunu ve şiirde sesle beraber ahengin ve ritmin ön plana çıktığını söyleyebilirim. Bu konuda bakınız C. Sıtkı, Ziya Osman Saba?ya yazdığı bir mektupta ne diyor: ? Şairin mesuliyeti ve şerefi sesle başlar, sesle biter. Yoksa kelimenin tek başına manasından beklenen güzellik, nesir hudutları içine girer. Var mı yok mu ses! Şiir madeni, güzellik hazinesi, şairin Pantheon?u ?ses?tir.?
2- Şeklin önemsiz olduğunu düşünmek, şairlerin büyük şiirden uzaklaşmasına yol açar. Biçimden kastım, sadece vezin değildir; kafiye, durak, nakarat, redif ve ses oyunlarını bir bütün olarak düşünülmeli ve ?ses? ile ?musiki?ye ulaşmada bunları bir araç olarak görmeliyiz. Bilmem hiç düşündünüz mü? Neden bazı şairler tek bir vezne esir olurlar ve şiirlerini hep o vezinde yazarlar? Acaba şiir onlara hep aynı ?nağme?de geldiğinden mi? Sanmıyorum, bu olsa olsa biraz tembellikten birazda bilgisizlik ve araştırmamaktan kaynaklanıyor. Bir ses düşünelim, bu ses en çok sevdiğimiz ses olsun; bu sesi devamlı duymak ve aynı ritimle tekrar etmek neden bizleri sıkmaz, bilemiyorum. Şiirin sesle bağlantısını çözebilsek, şair olmanın zorluğunu da anlarız. Bu şiir yolumuzun aydınlanmasını sağlar ve ?büyük şiir? yolunda şansımız artar. Şairlerimiz, şunu net bir şekilde bilmeliler ki, şiirde bir vezne saplanıp kalma taassubu, şair için en büyük handikaptır. Oysaki Türkçemiz, hem kelime hem de ses olarak her üç vezinde de, mükemmeliyeti yakalayacağımız mısraları yazmamız açısından yeterlidir. Şiirde vezin meselesi bir tercih olsa da, keşke Y. Kemal, A. Haşim ve M. Akif?te, hece ve serbest tarzda şiirler yazsaydı diyorum. Aruzda mükemmel bir ses yakalamış bu şairlerimizi bir anlamda bu yönleriyle eksik buluyorum.
3- Şiirde ilhamın yerini çok büyütmemek lazım. İlham, şiire başlangıç için önemlidir; bilinmelidir ki her şiir vezniyle ve sesiyle doğar. Şair gerekli bilgi ve donanıma teknik açıdan sahip değilse, şiirin başlangıç hali içersindeki veznini duymayabilir ve şiirde ortaya koyacağı sesi doğru olarak telakki edemezse, şiirin kendi içindeki musikisini bozabilir. Şiirlerimize giydirmeye çalıştığımız elbise ne dar, ne de bol olmalı. Bu bahsettiğim özelliklere dikkat etmezsek, A. Nihat Asya?nın deyimiyle, ?ilhama suikast? yapmış oluruz ve şiiri bu hale düşürmeye hiçbir şairin hakkı yoktur. Nağme halinde gelen şiire uygun vezni ve kelimeleri seçmeli; şiirlerimizde ses mevzunu her şeyin üstünde tutmalıyız. Özellikle bir veznin taassubu içersinde şiir yazanlar bilmelilerdir ki, geleceğin edebiyat tarihçileri tarafından tenkide uğrayacaklardır. Eğer gerçekten şair olmak için yola çıkmışsak, her vezin ve tarzda bunu ispatlayacak şiirler yazabilmeliyiz. Aslında,?Efendim, şu aruz şairidir, şu hecede iyidir? gibi yakıştırmaların hiçbir değeri yoktur, çünkü sanat, ?tekniklerin yenilmesiyle? ortaya çıkar.Vezin, kafiye,kalıp ...vb gibi özellikler şiirde sesi ve musikiyi bulmamıza yardımcı öğelerdir. Şairlerin peşinde olmaları gereken ? şiir? olmalı. Geleceğin şiirini yazmak istiyorsak yüz yıl sonrasının şiirini ve okuyucusunu da düşünmeliyiz. Hele hele serbest tarzda şiir yazmayanlar için isimlerinin gelecekte anılması pek de mümkün değildir. Devrimizin ve geleceğin- form açısından ? estetiğinin, serbest şiirden yana olduğunu belirtmeliyim.
4- Baudlaire, ?ilham, çalışmayla kardeştir? diyor. Bazı şairlerin şiirlerini ilhama tamamen teslim edip, o anda şiirlerini yazdıklarını ve sonra üzerinde hiçbir düzeltme yapmadıklarını ve bu özellikleriyle de övündüklerini gördükçe, hem o şairler hem de Türk şiiri adına üzülüyorum. Şiirde ?demlenme? denen bir şey vardır ki, bundan bihaber olan şairlerin, arzulanan sese ve kemale ulaşamamış şiirlerini kitaplaştırmalarına şaşırıyorum. İlhamla gelen mısralar üzerinde oynamak sanki şiiri bozacakmış gibi bir yaklaşım içersine girmek, bunun şiirin doğasını bozacağını iddia etmek, gerçek şiirin ne olduğunu bilmeyişimizden ve cehaletimizden kaynaklanır. Bakınız bu konuda Y. Kemal ne diyor: ?Ben evvelâ şiirin mevzuunu kalbimde muhafaza ederim. Sonra onu kelimelere dökerim. Bu kelime istifindeki, ritme, ahenge bakarım. Kelâm olunca şiir olur. Şiir söylemek lazımdır. Asıl şiir o zaman meydana gelir. Kelimelerin ianesi ile bazı mısralar yazılabilir. Fakat daha ileriye gidilmez.? Y. Kemal?in bazı şiirlerini onlarca yıl süren bir arayış ve çalışma içersinde yazdığını düşündüğüm zaman, ?büyük şiir? yazabilmenin ve gerçekten şair olabilmenin ne kadar zor bir iş olduğunu anlarız diye düşünüyorum.
5- Paul Verlaine, şiir için ?her şeyden önce musiki?der. Şiirin musiki ile bağlantısı inkar edilmez bir gerçektir. İşte şiirlerimizdeki ?ses?mevzuu bu yüzden bu kadar önemlidir. Bu konuda A. Haşim, ?şiirde kelime, manasıyla değil telaffuzuyla bir değer ifade eder.?der. Aruzla kurulmuş şiirlerin, musiki açısından, diğer vezinlere göre daha şanslı olduğunu söyleyebilirim; çünkü aruzun kendi içinde bir musikisi vardır ve bu yüzden aruzlu şiirler, besteye daha yatkındır. Y. Kemal, şiirle musiki arasındaki bağ konusunda o kadar ileri gider ki, şiiri notası ve durakları belirli, nağmesi olan bestelenmiş bir musiki parçası ile eş değer tutar.Şiiri, güfteden önce bir besteye benzetir ve mısralarında nağme hissedilmeyen şiirleri sadece bir güfte olarak değerlendirir; bunların nesre ait olduğunu söyler. Onun şu sözleri dikkat çekicidir: ?Şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir. Musikiden başka bir musikidir, diyeceğim. Yazılan ve okunan şiir çok iyi olsa bile, hâlis şiir olamaz. Şiirde nefes ve ses iki esaslı unsurdur. Mısranın ayakları yerden kopmazsa ve uçmazsa yahut da ister en hafif perdeden olsun, ister İsrâfil?in Sûr?u kadar gür olsun, kulağı bir ses gibi doldurmazsa hâlis şiir değildir.?
6- Günümüz şairlerin çoğu, şiirlerinde manayı her şeyin üstünde tutuyorlar. Bu konuda onlara katılmam, söz konusu değil. Yanlış anlaşılmak istemem, manasız şiirden yana değilim; sadece şiirde manayı ikinci planda düşünüyorum yani sesin içinde. Bu söylediğimi, C. Sıtkı şu sözleriyle ne güzel açıklıyor: ?Şiirde meali sesten ayrı düşünmek rakıda üzümü rakının lezzetinden ayrı düşünmeye benzer. Sökmez. Zaten mevzu mu, tem mi, meal mi, bütün bunlar ses içersinde- suda hidrojen ve oksijen gibi- vazifelerini yapmış, işlerini bitirmiş bulunuyorlar. Su içerken hidrojenden bahsetmek ne kadar tuhafsa, şiir okurken de mevzudan, tem?den vesaireden bahsetmek o derece gariptir. Bana öyle geliyor ki, bütün dünya edebiyatında çok şair yetiştiği halde, cins şairlerin azlığı bu şiir hakikatinin maalesef pek az kimseler tarafından anlaşılmış olmasıdır.?
7- Gerçek manada sesi yakalayamadığımız şiirlerin ?büyük şiir? olmasını beklemek, beyhude bir hayaldir. Özellikle serbest şiirde ahengi ve sesi yakalamak olukça zordur. Y. Kemal?in bahsettiği derûni ahenk meselesini serbest yazdığımız şiirlerde sağlayamazsak, çabalarımız boşa gidebilir. Valery, ?şiir bitmez?der. Şiir üzerine söylenmiş her düşünce ve yorumu, mantık süzgecimizden geçirmeli ve kendimize göre bir yol seçmeliyiz; yalnız kabulümüzün içinde ?ses? öğesi mutlaka olmalıdır. Araştıran, okuyan ve şiiri sorgulayan şairlerin başarıya ulaşması kaçınılmazdır; bu uğurda herkese başarılar diliyorum.


Mehmet Nuri Parmaksız...

...............................................................




Yelda Karataş cevap yazdı:


Sevgili NEG,

Verdiğiniz bilgiler öyle değerli ki. Ayrıca, yazım dilinizin yalınlığı, bu konuda hiç bir teknik bilgiye neredeyse sahip olmayan bendenize bile, çok şey anlatıyor. Müteşekkirim.

Yazınızı sindire sindire bir kaç okuyacağım. Şiirin yüksek sesle okunması konusunda, verdiğiniz bilgiler benim için yeni bir algılamanın kapısını açıyor.

Sesil hanımın altını çizdiği bigileri de sizden alırsak, sanırım bu forumdan, yepyeni ve taze fikirlerle çıkabileceğiz.

Sevgili NEG, hatırlarsanız, yüzünüze de söylemiştim; siz şiiri seslendirmiyor, onu yüksek sesle okuyorsunuz...

Başarınızın nedenlerini daha iyi anlamaktayım!

Bu incelikli bilgiler için tekrar teşekkürler. Verdiğiniz bilgiler ışığında şiiri yüksek sesli okurken, anlamlandırmanın en 'başarılı' hali ne olabilir sorusunun yanıtlarını aramak istiyorum.

Bir anatomi dersi gibi... Örneklerinizi, şiir üzerinden düşünerek, yeni bir çalışma gerçekleştirmek istiyorum. Yaptığım çalışmaya mutlaka, eleştirilerinizle katkıda bulunmanızı istiyorum. Bu çalışmaya, Sevgili Sesil, nb, zamanla ve bu konuda kafa yormuş, yormaya hazır herkesin katılmasını da arzu ederim. Bir work shop gibi, Sorulu, yanıtlı olabilir. Adım adım, bir yerlere varabiliriz.

Sevgili NEG, açtığınız kapıdan, şiir adına bir çalışmaya varabilirsek, hepimiz adına çok yararlı bilgiler açığa çıkacak, inanıyorum...

sevgimle, saygımla

Yelda Karataş
Tarih: 02-05-2006 12:54:20


............................................................................




Sesil Cevap yazdı: (Sevim Türkoğlu)


Sevgili NEG, ? Lütfen, seste; insan anatomisinde tanımlanabilecek nefes bölgelerinin önemini ve ses tınısının oluşumundaki etkilerini irdeleyerek açıklamalar yapabilir misiniz? Sonrasında "dilimizi nasıl doğru kullanabiliyoruz" konusuna geçişler yaparız. Bilgilenerek gidebilirsek tartışmamızı daha sağlam temellendirmiş oluruz, diye düşünüyorum. Teşekkürler.
Tarih: 02-05-2006 10:48:29

Sesil (Sevim Türkoğlu)

.......................................................



NEG Cevap yazdı:


Sevgili Sesil,

Öyle bir soru sormuşsun ki; yanıtında sayfalar süren ders notlarımı buraya aktarmam gerekecek. Vakit yokluğum buna izin veremiyor şimdilik. Çok yoğun iş günleri yaşıyorum. Kestirmeden gitmek istiyorum izninle...

Ses sadece gırtlaktan çıkmıyor, dişlerden, frontal (alın) ve burun boşluğumuzdan, ağzımıza bir sürü etken var ses tonu için? Bir de anlık duyguların fizik yapımıza etkisi. Ancak bunları bir yana bırakarak, özellikle ezgi konusuna dikkat çekmek isterim.

?Ezgi

Ezgi, bir dil toplumundaki bireylerin, kurallarını bilinçaltı bir dürtüyle uyguladıkları bir eylem, iletişimin en gerekli birimidir. Konuşmacının ruhsal durumunu ortaya koyar.

??? Günlük konuşma dilinde, çevresel ve kişisel koşullara bağlı olarak çeşitlemelerle ve içgüdüsel olarak kullanılan ezgi, bir yazılı metnin okunması sırasında bu özelliklerden arınarak ölçütlere daha bağlı bir durum kazanır.????

Ezgi konusu oldukça geniş ve kapsamlı incelemeyi gerektiren bir alandır.?

Eğer ben başarılı isem; ses tonumu bir yana ayırırsak, okuduğum metnin duygularını okuyorum, metni değil. Ve bu duyguları yaşıyorum. Belki dinlememişler olabilir, düzyazı seslendirmelerim de vardır. Bir şiirin ilk 2 dizesi beni içeri çeker ve duyguların ne yönde olduğunu belirtir bana. Bazı kişiler şahit olmuşlardır. Önüme ilk kez konan bir şiiri anında ?başarılı? olarak okuyabilmekteyim. Eğer takılırsam bunu sadece benim hatam değil yazanın da hatası olarak görmekteyim. Bazı şiirleri kesin olarak okuyamadığımı ya da çok zorlandığımı, keyif almadığımı söylemeliyim. Bu özellikle çok imgeli veya hece ölçülü şiirlerde böyle. Kendi imgeli şiirlerim de dâhil buna?

Belki de yazabildiğim halde benim iç seslerime uymadığı için imgeli şiir yazmamam bundandır. Örneğin geçenlerde; içinde hiç gül sözcüğü geçmediği halde tamamen gülü tasvir ettiğim ve gerçek gül kokan bir şiir yazıp Yelda hanıma armağan etmiştim. Telefonda okumaya kalkıştım ve sonunu getiremedim yani okuyamadım. Fakat Yelda Hanım öyle bir okudu ki hayran oldum! (keşke izin alıp kaydetseydim)





Sanırım ?ezgi? seslendirmede ?imgenin? yerini alıyor. Yani ?ezgi? yazılı olmayan bir ?imge? oluşturuyor.

Çok imgeli, bağlantısız ve fazla eksiltilmiş şiirler, bende ucu bucağı olmayan kalabalık bir ses karmaşası yaratıyor. Dolayısı ile sesli okuyamıyorum. İç seslerimle (gözle diyorlar ya hani ) okuyabiliyorum?

Yazışmanın bir kısmı da ses tonunu içeriyordu. Belki fark etmişsinizdir her seslendirdiğim şiirde, şiirin ruhuna uygun tonlamalar yapıyorum, ezgi ile birlikte. Kimi zaman bas, kalın tonlamalar kimi zaman ise ince okuyorum. Hatta aynı şiirde dizenin bana yaşattıklarına uygun olarak her türlü tonlamayı kullanıyorum. Bazen başlarken bas tonlarla başlayıp tize doğru indiriyorum. Neden?

Çünkü insan duyuları dereceye değil farka göre algılama yapar. Öbür türlü seslendirsem monoton uyku getirici (yatak odası sesi) özellik oluşur.

Bir yerde de, aslında iç seslerimizi yansıtıyorum bu tonlamalarla?

Bazı müziksiz, fonsuz şiirlerimde de tonlamaları müzik yerine kullanıyorum ki; bu şiirlere müzik eklenirse şiir bozuluyor!

Bir de zarflama yapıyorum. Örneğin: Yelda hanımın İsyan şiirinde, konuşanı; hayal kırıklığına uğramış güçlü bir yaratıcı olarak düşündüğüm için kendi gırtlağım otomatik olarak o şiire özgü sabit bir frekansta tonlama (zarflama) yaptı.


Bir beden lisanından söz edilir ve bu evrenseldir, ses lisanından söz etmek gerekirse bu ?ezgi?dir ve bu da evrenseldir. Ton ve ses güzelliği sonraki plandadır. Hatta ses tonu ahım şahım olmayan, hatta ve hatta Türkçesi iyi olmayan şahısların okudukları şiirleri de beğeniriz, ben dâhil. Bize bir şekilde hitap ederler ezgileriyle. Bazen ses tonu bu işlevi görür.
İyi ki kestirmeden gittim )))))))))

Tarih: 02-05-2006 18:22:23

NEG

..........................................................



Yelda Karataş Cevap yazdı:

Yazılı şiiri sadece gözlerle okuduğunuzda ve HİÇ SES ÇIKARMADAN İÇİNİZDEN okuduğunuzda, kulağınız şiirini sesini duymadığında, ŞİİRİ OKUMUŞ DEĞİL sadece gözlerinizle görmüş olursunuz. Çünkü şiir düzyazı değildir. Düz yazının şiirselleşmiş şiirimtrak hali de değildir. Şiir duyguların dizeler halinde alt alta dizilmiş hali de değildir. Şiirde imge ise, bir şekil resmetmek HİÇ DEĞİLDİR... İmge, tamamen yanlış tanımlanıyor, şairin bir tablo çizmesi gibi algılanıyor. İmge BİR DUYARLILIĞA işaret eder. Bunu sözcükler aracılığı ile yaparken, SOMUT ya da SOYUT söz dizimleri kullanabilir şair. İmgenin okuyucudaki sonucu BİR ŞEKİL ya da GÖRÜNTÜ değil, BiR DUYARLILIK ya da DUYGUDUR, bir görüntü ile birlikte gelse de... Şiirin anlattığını GÖREBİLMEMİZ için, sesini, BİZZAT SESİNİ duymamız gerekir... Resim sanatı değildir şiir, SADECE GÖZLE KAVRANAMAZ, ANLAMLANDIRILAMAZ...

Şiiri okumak, Onu YÜKSEK SESLE duymaktır... Çünkü yazılan, bilimsel bir yapıt değil, bir roman ya da öykü değil, bir resim hiç değil... Şiirdir!

Müzisyen, içindeki notaları YAZAR, bir başka müzisyen onu gözle okurken o nota dediğimiz şekilleri, ya sesiyle ya da müzik aleti ile, SESLENDİRİR. Yani notaları OKUMUŞ olur... Her notanın ses olarak bir değeri, karşılığı vardır. Şiirde de öyle, her sözcüğün bir sesi vardır, aynı sözcük, bir başka sözcükle yanyana geldiğinde bir imge , diğer bir sözcükle yan yana geldiğinde bambaşka bir imge yaratır ki bu şiirin iç sesini oluşturur. Bunun için, örneğin bir Nazım şiirinden, bir Ahmet Arif şiirinden, bir Turgut Uyar şiirinden... söz edebiliriz. Divan edebiyatında, aynı ölçüyü, yani müziği (ARUZ) kullandıkları halde, Nedim'i Fuzuli'den ayıran, BU İÇ SESTİR... İç sesleri farklıdır çünkü... Nota okumak, fortenin üzerine dizili küçük yuvarlakları seslendirmektir. Şiir de aynen böyledir. Sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşan imgenin bize duyurduğu ses ile ANLAMA ULAŞMAKTIR ŞİİRİ OKUMAK. Şiirin iç sesini ancak ve ancak, kulaklarımızla duyduğumuzda hissederiz...

Ben imge kullanmıyorum diyor bazıları. Böyle bir tanım olamaz, şiir imgelemin bizzat kendisidir. Onun için biz onu, diğer yazım türlerinden ayırırız, bir üst dildir şiir benim için. Onun için, akılla kavramaz, akıl dışıdır! Hiç saçları saman sarısı, kirpikleri mavi olur mu? Akıl işi midir, kirpikleri mavi demek? Akıl işi midir? Camın kırılan yerindeki mavilik demek Elsa'nın gözleri için... Şiir dilin en büyük yalvacıdır... Onun dünyası bana göre pek bilime de gelmez, ama şiire bilimsel yaklaşıma da karşı değilim... Sözcüklerin sihrini bilimsel bir yaklaşımla anlamaya çalışmak, güzel uğraştır. Felsefeye çok daha yakındır şiir, hatta bence onun önündedir...

Şiirin dili, ezgiyi, ritmi, müziği ve sesi içinde taşır. Sevgili NEG'in verdiği bilgiler bu anlamda çok değerli.

Belki NEG'in açıklamalarına naçizane bir şey ekleyebilirim: Ne kadar sesli okuma varsa, o kadar anlamlandırma vardır şiiri... Şiir okuyanındır çünkü yazıldıktan sonra.

Okuyan, ne kadar anlamlandırabiliyorsa o denli iyi okunmuş demektir...

Şair şiirini nasıl okur, o hiç bilinmez!

Ama hiç kuşkusuz önce şairinindir şiir!

Son söz olarak altını bir daha çizmek isterim: "Şiirde kulak aracılığı ile görülür imge"...

Bu bağlamda, şiir kulağın gördüğüdür, gözün değil!

Yelda Karataş
Tarih: 02-05-2006 22:21:43

.............................................................




Sesil Cevap yazdı:

Enver Ercan'ın çıkardığı "Yasak Meyve" dergisini takip ederim. Bir sayısında; Araştırma dosya konularından birinde "Yapay Zekâ" araştırmalarında şiir yapıtlarından ve çözümlemelerinden yararlanıldığı konu ediliyordu.
Arkadaşlar, aramızdaki kargaşanın nedeni "beynin işlevsel fonksiyonelliğinin" henüz netleşememesine kadar uzanan çok boyutlu sorunsallığında, sanırım. Hani bilirsiniz, insanın; beyinin sağ ve sol lob gelişkinliğine bağlı özellikler barındırmasında... Kimi insan görsel öğelere, kimi insan işitsel öğelere, kimileri de çok yönlü duyarlılıklara yetkindir.
Şiirlerin, özellikle soyut şiirlerin her okuyucuda, hatta tek okuyanda uyandırdığı farklı çağrışımlar, anlamlandırmalar, zengin çeşnisi ile haz verebilir, etkileyebilir. Sesli okuma veya seslendirmelerin ayrıca farklı yorum gücü ile zenginlik katması mümkün olabilir. Dinleyenlerin her birinde yakalanan anlamla bütünleşebilir.
Her şiir yazanının, kendi sesli okumasından haz almaması da mümkün bence... Şiirin katli durumu bile gerçekleşebilir. Tılsımı bozulabilir. Dış sesin şiirle, çeşitli nedenlerle(-ki, bence asıl irdelenmesi gereken)
örtüşememesi söz konusu olabilir. (Beyinde dış sesi işleyen ayrı bir konuşma merkezi vardır.) Hatta kendi sesli okuma üslubundan hoşlanmadığından şiirine ihanet etmek, istenmeyebilir.
Bence de şiiri sesli yorumlamak ayrı yetenek ve beceri, bilinç, bilgi işidir.
Aslında sorgulamak istediğim çok nedenler var. İletilerin devamını izleyerek katılmaya çalışacağım.
Saygı ve sevgi ile...


Sesil / Sevim Türkoğlu
Tarih: 03-05-2006 03:25:53


................................................................




milena Cevap yazdı:


"Sonra nadasa alırsınız şiiri ve beklersiniz. Gider gelir, bakar ve hep yüksek sesle okursunuz. Sesin takıldığı yerde, bir daha sorgularsınız sözcüklerinizi... Bitip bitmediğini bir gün hissedersiniz. Asla mükemmel olmayan şiirinizi, bir yerlere yazar, bastırırsınız sonra..."Y. Karataş

Bu bölüm de vurgulanan "nadasa bırakmak" belki bir forum konusu olmalı... Bunu kaç kişi yapabiliyor bilmiyorum ama bekletmenin, tekrar tekrar okumanın, üzerinde yeterince düşünmenin şart olduğuna inanıyorum. Bu bekletme bazen kâğıt üzerindedir, bazen de sadece akılda...

Forumun asıl konusuna gelince şiirin sesi ve ritmi ne tam manasıyla örtüşür ne de tam manasıyla ayrışır. Bu yüzden sıklıkla karıştırılır.

Ses denildiğinde ben "kafa sesi" anlıyorum. Kafa sesi ile bir şiiri seslendirmek için ille de kulağa dıştan duyurmak gerekmez. Yazdığım her şeyi, şu andaki yazıyı bile, aynı zamanda okurum. Bu tip okuma, teknik anlamda öyle olmasa bile, kulağa sözcüklerin sesini içten duyurur. Çok önemsediğim yazıları ki genelde önemserim, çok yüksek sesle değil ama sesli olarak kendi kendime okurum. Ancak bir başkasının şiirini ya da yazısını okurken iç sesimle okumayı tercih ederim.

Yazıyı gözle okuduğunu söyleyenler iç sesleriyle okuduklarının farkında değiller sanırım. Gözün okuduğunu anlama yetisi yoktur. Sadece resmetme yetisi vardır. Gözün gördüğü sözcükler, bir biçimde sese dönüşür ve kafa sesini oluşturur.

Sevgiler
b.e.e
Tarih: 03-05-2006 10:09:17

.......................................................................




Serazat cevap yazdı:


Sesli şiir konusunda memleketimizde cidden bir yanlış anlaşılma olduğu kanaatindeyim.Çünkü şiire bir sürü şey ilave edip onu boğmakla şiiri seslendirmek fena halde karıştırılıyor.Üstüne üstlük bu çoğu zaman vurgudan, tonlamadan en önemlisi de duygudan o kadar mahrum yapılıyor ki, çoğu zaman dinlemeyi yarısında kesmek zorunda kalıyoruz.Burada düşülen yanılgı şu: Bu şiir tek başına okunursa dikkat çekmez, bunu beslemek lazım .Neyle?Başka bir sesle, hatta görüntülerle, dekorlarla o da yetmiyorsa kostümle. Yılardır şiir yarışmalarında jürilik yaparım ve her defasında şunun mücadelesini veririm: Şiir, dekora, ezgiye, artistik öğelere ihtiyacı olmayan başlı başına bir şaheserdir. Ona yapılabilecek tek şey, onu içerdiği duyguları özümseyerek, doğru vurgular ve tonlamayla seslendirebilmektir. Bu bağlamda piyasadaki sesli şiirden bu güne kadar hep kaçmış biri olarak şiiri cidden seslendiren buna eklediği müzikleri bile o şiirle özdeşleştirebilen (zira o müzikler de kendi ruhundan kopup gelmektedir) değerli HOCAM NEG'e saygı ve teşekkürü bir borç bilirim.
Tarih: 03-05-2006 21:48:00

Serazat

.........................................



Yelda Karataş Cevap yazdı:


SEVGİLİ SERAZAT, Sesli şiir konusunda memleketimizde cidden bir yanlış anlaşılma olduğu kanaatindeyim.Çünkü şiire bir sürü şey ilave edip onu boğmakla şiiri seslendirmek fena halde karıştırılıyor.Üstüne üstlük bu çoğu zaman vurgudan, tonlamadan en önemlisi de duygudan o kadar mahrum yapılıyor ki, çoğu zaman dinlemeyi yarısında kesmek zorunda kalıyoruz.

DEMİŞSİNİZ

Size katılıyorum... Şiir seslendirme adına, şiir katlediliyor çoğu zaman. Hatta şiir, salya sümük bir anlatıma dönüşüyor, anlamlandırılmasını yitirip...

Geçenlerde, küçük bir çocuk, ağlayarak bir şiir okumuştu, defalarca izlettiler... Çocuğun şiir okurken yaşadığı duygulanım ile şiirin KENDİ DUYGUSU karıştırıldı... Ayrıca, şiir duyguların aktarımı değildir. SESLENDİRME aşamasında, sevgili NEG'in altını çizdiği gibi, yatak odası sesiyle, anlamlandırma; ŞİİRİ YÜKSEK SESLE OKUMA DEĞİL, SESLENDİRME HİÇ DEĞİL, ŞİİRE İHANETTİR BANA GÖRE....

Sesli okumanın şiirin gerekliliği olduğunun yanı sıra, bu gerekliliğe seslendirme yapanların nasıl ihanet ettiğini tartışmaktı amacım...

Teşekkür ediyorum katkınız için

Yelda Karataş
Tarih: 03-05-2006 23:48:36

................................




Ozanyazar yazdı:

Necdet Evliyagil'in şiir okuma tarzını hatırlarsınız sanırım.
Sıradan cümleleri bile öyle bir kendini vererek okuyordu ki, bazı şiirleri ondan dinlerken güzel geliyordu ama sonradan o şiiri okurken aynı fikirde olmayabiliyorduk. Bazen "şiir okurken ki ses tarzını, okuma-konuşma tarzını, şiir bittikten sonra da sürdürse, çoğu kişi şiirin devam ettiğini sanabilir" diye düşünüldüğü oluyordu.




NEG yazdı:

25 yıl öncesi aklıma geldi; İzmir Alsancakta'yız, bazı gençler baba lastikleriyle patinaj yaparken caddeden gelen gürültülere rağmen kâh kendi yazdığımız kâh ünlü şairlerin şiirlerini birbirimize okuyoruz. Fransız lisesinde okuyan arkadaşlar da Fransız şairlerin tercüme şiirlerini okuyor. Ben okumaktan zevk alıyorum arkadaşlar da dinlemekten. Onları da ben dinlemekten zevk alıyorum. Öyle büyülü ortamlar oluşuyor ki çıt çıkmıyor şiirin tam içine giriyoruz henüz yaşamadığımız olaylar da olsa hayal gücümüz gerçekleşmiş gibi algılatıyor. Hepimizin ses tonu farklı ama tonlamalarımız vurgularımız bizleri elektriklendiriyor. Ve kalplerimizin atış sayıları çok yüksek ki; büyülü bir havaya sokuyor bizi. Daha sonraları üniversitedeyiz, farklı kültürden kişilerle. O güne kadar tanımadığım ünlü şairlerin şiirlerini paylaşıyoruz. Hem okumak hem dinlenmek hem de dinlemek müthiş bir zevk, aynı durumları orada paylaşıyoruz. 13 yıldan beridir ne yazık ki çok az canlı şiir okudum. Son 4 yıldır şiirleri seslendiriyorum. Ve ne yazık ki canlı icra ederkenki gibi olmuyor... Yine de bir formülüm var. Seslendirmeleri gece yarısı 3-4 gibi yapıyorum. Şiiri okuyorum her şiirin ayrı bir, hikâyesi ayrı bir tonu vardır. Önce beyin otomatik olarak bunu tespit ediyor. Ve okurken her sözcüğün anlamını beynimde canlandırarak okuyorum. Yani sözcük artık canlıdır! Beyin emrini veriyor organlara ses görevini yapıyor. Şimdilerde bazen telefonda kişilere şiirlerini okuyorum soluksuz dinliyorlar ve aynı tepki dostlarımda "bu şiiri ben mi yazdım" ha birde şiir sesinizle çok farklı konuşma sesiniz diyorlar. Çünkü fizyolojim, vurgularım ve sesim anında değişiyor. Şiiri yaşıyorum hiç bir şey düşünmüyorum. Sonuçta sanırım dinleyenler de yaşıyor. Hatta iş yerinde bir Alman arkadaşım var, o bile yaşattığımı söylüyor, demek ki duyguları yansıtan sözcüklerden çok ses diye düşünüyorum...


sevgilerimle...

NEG

Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 10:10:45 - Cevap No: #1

Işın Ergüney
Yönetici


Yaş: 63
Şehir: İstanbul
Mesaj sayısı: 4.729
"Şu sazıma bir düzen ver
Ellerde muradın alsın..."

Diyen halk ozanımdan, "Bir Ses Verin Şiirinize" diye seslenen Sevgili NEG'e...

Öncelikle her kelimesini büyük bir dikkatle okuduğum bu harika forum için çok teşekkür ediyorum.

Ardından, neden "Pazartesiye kadar (20 Nisan 2009) tüm sesli şiirleri yayınlayalım" önerinizin cevabını bulduğumu belirtmeliyim. Bugüne kadar seslendirilmiş şiir gönderen tüm üyelerimizin; aynı duyarlılıkla okumaları gereken yazı, bilgilendirme, tartışmalar, sorular ve cevapları...

Soru ve cevaplarda ya da makalelerde bir çok tanıdık ve değerli isim var. Hepsinin şiire, edebiyata katkıları yadsınamaz.

Sevgili NEG "Bir Ses Verin Şiirinize" derken hepimizi yüreklendiyor. Ardından da derin düşüncelere sevkediyor.

Seslendirilmiş şiirler konusunda kişisel görüşüm şöyle;

1- Şiirin kendi iç sesi vardır, kendi musikisi vardır (Bunlar yoksa o zaten şiir değildir). Seslendirmeyi yapan (şimdilik yorumcu demeyeyim) eğer o iç sesi ya da musikiyi yakalayabiliyorsa güzel bir iş yapmıştır.
2- Her sesi güzel kişi şiir seslendirmesi yapabilir mi? Bence kesinlikle hayır. Şiiri okuyabilmek (onu ruhunuzla anlayabilmek) çok farklı bir olaydır. İsterseniz kadife sesli şarkıcıya okutun o ruhu veremiyorsa şiir sesli şiir değildir.
3- Ben şiirlerimde noktalama işaretlerini kullanmam. Beni hiç tanımayan, yüzyüze gelmemiş, karakter yapım hakkında bilgisi olmayan v.s. birisi şiirlerime ne kadar ses olabilecektir? O şiirin neresinde soluklanacağını, neresinde coşacağını kendisi belirleyecektir. Bir yerde bestelenmiş bir eseri yorumlayan sanatçıya benzemelidir.
4- Seslendiren kişi Şiire kendinden bir şeyler katmalı mıdır? Bu aşamada artık seslendirme değil şiir yorumcusu devreye girer. Evet katmalıdır derim... Şiir yorumcusu o şiiri kendine göre yorumlamalıdır. Beğenilir ya da beğenilmez ama kendisi de şiirin içinde olmalıdır.

Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 10:16:01 - Cevap No: #2

Işın Ergüney
Yönetici


Yaş: 63
Şehir: İstanbul
Mesaj sayısı: 4.729
5- Seslendirilmiş şiirin yayınlanma izni Şaire mi yorumcuya mı aittir? Telif hakları yönünden tabiiki ikisinin de izni gereklidir. Ancak manevi haklılık yönünden bence Şairin hakkıdır. Çünkü şiirin duygusu ona aittir ve seslendirmenin o ruha uygun olup olmadığını en iyi o bilir.
6- Her şiir seslendirmeli midir? Kesinlikle hayır diyorum...

Bu konuya devam edeceğim.

Sanırım Sevgili NEG' de devam edecektir.

Ben tüm üyelerimize seslenmek istiyorum.

Buyrun arkadaşlar,böylesi bilgilerden yararlanın ve elinize geçen fırsatı en iyi şekilde değerlendirin.
Sormaktan, fikrinizi açıklamaktan çekinmeyin...

NEG'e bir kez daha teşekkür ediyor herkese sevgilerimi sunuyorum...
Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 11:51:15 - Cevap No: #3

N.Ege Güral
Onaylı Üye


Yaş: 58
Şehir: İstanbul
Mesaj sayısı: 40
Sesli şiirler için genel eleştirilerim:
Ben aynı seslendiricinin şiirini, en iyi seslendirici de olsa en fazla haftada bir duymak isterim. Bazı kişiler sitenin sanki resmi seslendircisi olmuşlar Bir şiirle bin şiir fark etmez bu şekilde! Tonlamalar aynı, sanki aynı şiirin devamı! Ayrıca ses kayıt sistemleriniz yeterli, ayarlı değil ki; böyle olunca da dinleme isteği kalmıyor insanın, işitme sistemi yoruluyor (arkadaşlık da bir yere kadar değil mi? )

Sitenizde gerçekten beklemediğim kadar iyi seslere sahip kişiler var (paşadan bir su içmeli gibi) fakat yukarıdaki sebeplerden intihar ediyorlar. mümkün olduğunca şairler kendi şiirlerini okumaya seslendirmeye gayret etsinler lütfen. Bu şekilde sıradan seslendirmeler içinden bir yere çıkamayız.

Yorumlarda eleştiri göremiyorum? Hepsi; harika, muhteşem, olağan üstü!
Bu şekilde iyi şiirciyi, seslendiriciyi küstürürsünüz. Şiir yazanı da tembelleştirisiniz zararınız dokunur. Şiir dünyasında kurallar çok basit olmalıdır:
1)herkes şiir yazmak zorunda değildir
2)herkes şiir seslendirmek zorunda da değildir
3)her şair çok iyi olmak zorunda da değildir.
4)Her şair herkese kendini sevdirmek beğendirmek zorunda da değildir. Rahat olun ve lütfen hatalarını güzelliklerinin yanında sunun!

soru: sende mi bürütüs (sende bulunur mu anlamında)
yanıt: hayır bende değil!
soru: sen de mi bürütüs (sen dahi anlamında)
yanıt: evet ben de ihanet ettim

de-da ekleri meselesi! Lütfen biraz dikkat arkadaşlarımızı uyaralım! Bir elektronik müzik sitesinde bile terslenirsiniz --- BURASI EDEBİYAT SİTESİ!


Işın Bey telif haklarından bahsetmiş, ya müzikler ki çoğu şiirde müzik olmazsa dinleyemezsiniz bile! Hiç değilse müziği besteleyen yapanın ismini yazarak onurlandırınız...
Piyasada sanki sadece iki müzik varmış da iki müzikle seslendirilirmiş gibi aynı müzikler. Müzik yoksa müziksiz seslendiriniz, müzik şart değildir. Kendinizi de böyle şartlandırmayınız...
(dün gece yarısından beri 50 şiir dinleyince hocalığım tuttu)
Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:37:00 - Cevap No: #4

Banu Uludağ
Onaylı Üye


Yaş: 45
Şehir: Belirtilmemiş
Mesaj sayısı: 320
Ben beğenmediğim şiire yorum bırakmıyorum sadece beğendiklerime...İyi yorumcu olduğuma inanıyorum ama bazen şiir o kadar iyi oluyor ki harika demekten öteye kelime bulamıyorm,şiirin büyüsünden zor kurtuluyorum.

en çok kızdığım özensiz yazılan şiirler.Herkes dilbilgisini iyi bilmiyor ya da her şeyi bilemiyoruz garamerimizde belki ama mümkün olduğunca özenmeliyiz şayet edebiyatın en güzel dalıyla ilgili bir şey yapıyorsak...soru ekini ayrı yazmak zor değil aslında ya da belirttiğiniz gibi -de -da eklerini....Bu arada benim en büyük hatam her gördüğüm -ki ekini otomatik olarak ayrı yazıyorum fobim var sanırım..Hep sonradan fark ediyorum yanlışımı... birde şiirin yayınlandıktan sonra şairi tarafından iyice okunması lazım klavye hataları olabiliyor..


Uyaklı şiirlerin hece şiiri olması gerekmiyor mu ?
Bazen çok güzel uyakla yazılmış şiirler görüyorum ama hecesine baktığımda hece şiiri olmadığını görüyorum.Bu konuda bilgisi olan biri beni bilgilendirirse sevinirim..

Sesli şiirler bölümü için de emeği geçen herkese teşekkür ederim .

Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:40:55 - Cevap No: #5

Banu Uludağ
Onaylı Üye


Yaş: 45
Şehir: Belirtilmemiş
Mesaj sayısı: 320
Belki bir faydam olur :

YANLIŞ - DOĞRU
meyva - meyve
yalnış, - yanlış
yanlız - yalnız
traş - tıraş
klavuz - kılavuz
vejeteryan - vejetaryen
sezeryan - sezaryen
konservatuar - konservatuvar
döküman - doküman
miğde - mide
pardüse - pardösü
aliminyum - alüminyum
labaratuar - laboratuvar
astranot - astronot
şöför - şoför
siluet - silüet
çünki - çünkü
spatula - ıspatula
provakasyon - provokasyon
ızdırap - ısdırap
fasulya - fasulye
nerde - nerede
Dakka- dakika
orjinal - orijinal
muhatap - muhatap
ambülans - ambulans
şahadet - şehadet
hamal - hamal
rakam - rakam
kapora - kaparo
emitasyon - imitasyon
sex, exper - seks, eksper
varvasyon - varyasyon
acenta - acente
rituel - ritüel
atelye - atölye
malesef - maalesef
beyendim - beğendim
afedersiniz - affedersiniz
tenefüs - teneffüs
jop, jip - cop, cip
mehlem - merhem
mübala - mübalağa
marşapa â?? maşrapa

Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:41:38 - Cevap No: #6

Banu Uludağ
Onaylı Üye


Yaş: 45
Şehir: Belirtilmemiş
Mesaj sayısı: 320
Biraz da tersten bakalım ))

DOĞRU YANLIŞ
------------- ----------------
alerji - allerji
herhangi bir - herhangibir- her hangibir
her bir - herbir
entelektüel - entellektüel
her biri - her biri
ya da - yada
veya - ve ya
veyahut da - veyahutta
mademki -madem ki
entelektüelite - entellektüalite
halbuki - halbu ki
dinozor - dinazor
her zaman - herzaman
saksofon - saksafon
her gün - hergün
her daim - her daim
herhalde - her halde (büyük ihtimalle)
her halde - herhalde (kesinlikle) (her halükarda)
menopoz - menapoz
her ne hal ise - herne hal ise â??hernehal ise
proletarya - proleterya
her ne kadar - herne kadar- hernekadar
her nasılsa - hernasılsa
şefkat - şevkat
beynelmilel - beynelminel
indeks - endeks
nasyonal - nasyonel
enternasyonal - enternasyonel
kim bilir - kimbilir
kime ne - kimene
kimi zaman - kimizaman
göz göze - gözgöze
göz göz - gözgöz
göz önü - gözönü
el ele - elele
el işi - elişi
el alem - elalem

Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:51:30 - Cevap No: #7

Işın Ergüney
Yönetici


Yaş: 63
Şehir: İstanbul
Mesaj sayısı: 4.729
ızdırap - ısdırap


Banu, bunu da alt grupta değerlendirmeliydin sanırım.

Gözünden kaçmış...l


Bir de;

muhatap - muhatap
hamal - hamal
rakam - rakam



Fark göremiyorum ya sen





Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:53:26 - Cevap No: #8

Banu Uludağ
Onaylı Üye


Yaş: 45
Şehir: Belirtilmemiş
Mesaj sayısı: 320
Düzeltme:

Doğru : Izdırap-Kapora-Spatula





Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:54:33 - Cevap No: #9

Banu Uludağ
Onaylı Üye


Yaş: 45
Şehir: Belirtilmemiş
Mesaj sayısı: 320
Şimdi gördüm mesajınızı Işın Bey..
Aceleye geldi bazıları
Kontrol ediyorum..Özür





Yukarı - En Alta İn

17 Nisan 2009 Cuma - 12:55:22 - Cevap No: #10

Ali Sevimli
Onaylı Üye


Yaş: 45
Şehir: İstanbul
Mesaj sayısı: 2.178
Yorumlarda eleştiri göremiyorum? Hepsi; harika, muhteşem, olağan üstü!
Bu şekilde iyi şiirciyi, seslendiriciyi küstürürsünüz. Şiir yazanı da tembelleştirisiniz zararınız dokunur. Şiir dünyasında kurallar çok basit olmalıdır:
1)herkes şiir yazmak zorunda değildir
2)herkes şiir seslendirmek zorunda da değildir
3)her şair çok iyi olmak zorunda da değildir.
4)Her şair herkese kendini sevdirmek beğendirmek zorunda da değildir. Rahat olun ve lütfen hatalarını güzelliklerinin yanında sunun!


Değil eleştirmek ,az bir yorum yapmak bile inanın size karşı büyük kin doğmasına sebep oluyor.Söylediklerinin doğru oup olmadığını araştırmak yok ,hani ben yorum yazabilirim ama belkide atmışımdır bilmiyorumdur şiirden anlamıyorumdur,ama yorum yapmışımdır kendime göre gördüğüm bir yalnışı aktarmışımdır...Bunun hiç bir araştırmasını yapmadan direk ya özelden yada genelden bir anda çullanırlar üzerinize neye uğradığınızı şaşırırsınız.Sanki adam öldürdünüz ,desemki arkadaşım bu şiir güzel olmamış şiir gibi değil.İşte bitttiğimin resmidir.Halbu ki değilmidir şairlik alçak gönüllü olmak eleştiri kaldırabilmek,anlamaya çalışmak ,konuşabilmek ,paylaşbilmek,hataları yada yanlışları ortaya koyabilmek,ne biliyorsan söyleyip ne duyuyorsan dinleyebilmek.(Eşetirilere açık SAYGILI .ÖZGÜVENİ YERİNDE arkadaşlarımı tüm bunlardan tenzi ederim)
Bilinmelidir ki her yazar şiirin her boyutundan anlamayabilir.Her birey bildiği kadarını paylaşmaya çalışır.İnsanların bildiklerini paylaşmlarına izin verilmeli.

Son olarak ..''hatasız kul yoktur'' hatalarımıza büyüyebiliriz asla küçülmeyiz....
Yukarı - En Alta İn
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri