» Necip Fazıl Kısakürek şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

Ayça Özbay - BU KÖŞE "SEN" KÖŞESİ

İnsan Düşebilir

İnsan düşebilir. Mühim olan kalkmasını bilmek.

Öyle havalı, öyle eşsiz düşmelerim var ki benim bu hayatta, örneğine zor rastlanır. Yani açıkçası ayağım burkuldu düştüm filan gibi yumuşak düşüşleri "düşme"den sayamıyorum.
Düşüşün bile hakkını verecek insan.
Ve kendini dışarıdan görüp, haline gülebilecek.
Düşüş dediğin düşüş gibi olacak ki hatırladıkça gülecek. Yeni gülmelere izin verebilecek.
Düştüğüne değecek...

İlk düşüşüm 7-8 yaşlarıma denk gelir. Şimdi kalabalığından geçilmeyen bir güzel semtimizde oturuyoruz. Tabii ki o zamanlar çok sakin tenha bir yer. O mahalledeki üç beş evden birindeyiz biz de. Etraf çok ıssız olduğundan, bütün günümüzün yakartop, istop, saklambaç oynayarak, paten kayarak, kaykayla, bisiklete binerek geçtiği kısmın sınırları ailelerimiz tarafından belirlenmiş. Yani katiyen dışına çıkamayacağımız görünmez bir sınır var.
Ama biz bir gün ne yaptık? Tabii ki sınırı geçtik.
Macera yaşıyoruz. Dere tepe, ısırgan otları filan demeden dolanıp duruyoruz.
Misafirlerimizin çocuklarıyla birlikte evden çıkarken elimize aldığımız armutları yemiş bitirmişiz. Herkes armudun çöpünü bir tarafa atarken, ben gözüme ilişen ince ince akan suya bırakmak istiyorum. Sonra da su onu götürürken ben de yanında koşmayı planlıyorum.
Derken gözüme, suyun altından çıktığı taş çarpıyor.
Hıh diyorum tamam, şu taşın üzerine çıkayım, armudun çöpünü akan suya oradan bırakayım.
O taş gibi gördüğüm şeyin üzerine basmamla kendimi bütün mahallenin kanalizasyonunun içinde bulmam bir oluyor. Kollarım çukurun dışına takılmasa gittim yani.
Bütün çocuklar gülerken, benimle birlikte ağlamaya başlayan kardeşim, elimden tutup çıkarıyor beni çukurdan.
Üstüm başım b ile başlayıp k ile biten o üç harfli şeyden...
Eve vardığımızda tabii ki annem beni o halde eve sokmuyor. Bir hortum bulup bahçede üzerimdeki pisliği akıttıktan sonra, saatlerce yıkamıştır diye düşünüyorum.
Geçmişten hatırlamadığım birçok detay gibi bu olayın bu kısmını da hatırlamıyorum.
Bu düşüşümde, ne bana kardeşimden başka birinin yardım etmemesine, ne gülmelerine, ne büyük bir hayatî tehlike atlatmış olmama ne de annemin eve o halde sokmamasına üzülüyorum.
Tek üzüldüğüm, bir daha giymeyi içimin kaldırmadığı en sevdiğim elbisemden ayrı düşmem oluyor.

Sonraki sükseli düşmelerimden biri, on altı yaşlarıma denk geliyor.
O zamanlar İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü'nde yoğun şekilde sutopu oynuyorum.
Bir arkadaşımla kara antrenmanı da yapmış olmak için, Ortaköy'deki kulüpten çıkıp Bebek'e kadar tempolu yürüyor, arada koşuyoruz.
O gün de yürüdük, koştuk, yorulduk, Kuruçeşme'ye kadar geldik. Beş dakika sonra kulüpteyiz yani.
İstanbul'a doğalgaz döşeniyor!
Her yer doğalgaz çukuru.
Bilmediğimiz yepyeni bir durum.
Hiç kaçırır mıyım?
Tabii ki kaçırmam hemen düşüverdim içine!
Şöyle; şimdi soldan gitsem kaldırıma çıkacağım. Kaldırımda daha güvenli koşacağım ama yol biraz uzayacak. Uzatmaya gerek yok sağdan gideyim derken hoop boşlukta süzülüyorum. Neyse ki çukur çok derin değil, aşağı yukarı çeneme kadar...
Etraftaki insanları görebiliyorum ama seslenemiyorum.
Çünkü aynı anda gülmekten ve de ağlamaktan sesimi toparlayamıyorum.
Neyse ki arkadaşım, arkasına dönüyor, bir bakıyor Ayça yok!
Ve tabii geri dönüp beni arıyor.
Ararken ararken, doğalgaz çukurunun içinde buluyor!
Etraftan topladığı adamlarla beni çukurdan çıkarıyorlar.
Gülüyorum ama canım feci şekilde yanıyor.
Tabii sonra kulübe varınca antrenörümüz beni alıyor, direkt hastaneye...
Bu düşüşümde üzüldüğüm şey, sonraki bir buçuk ayı koltuk değnekleriyle geçirmem oluyor.

Aklımda kalmış bir diğer düşmem ise Ankara'da.
Üniversitede okuyorum.
Bizim yurdun önünde eskiden birçok binanın önünde olduğu gibi ayakkabıların altını çamurdan temizlemeye yarayan o demir parçasından var.
Ama epeycene büyük.
Sanırım, yurt da çok büyük olduğu için, standart boyutlarda olursa sırıtır diye...
Yoksa beş kişi yan yana dizilip ayakkabılarımızın altını temizlemiyorduk yani.
Bilkent'in meşhur yetmiş altı numaralı kız yurdunun dördüncü katında kalıyoruz.
Yeşim'le aynı odada, kapının önünü gören tarafta.
Saat akşam üstü yedi gibi hava da güzelse, neredeyse bütün okul bizim yurdun önünde.
Ben de süslenmiş püslenmiş, camda arkadaşlarımı bekliyorum. Bir yerlere gideceğiz.
Baktım, geldiler.
Dört katın merdivenlerini koşarak iniyorum, nasıl beceriyorsam o ayakkabının altını temizlemeye yarayan koca demir parçasına iki ayağımla birden takılıp hakikaten balıklama bir şekilde uçarak, kendimi üç beş metre ötede yüzüstü yerde buluyorum!
O yaşta, bütün okulun gözünün önünde!
Daha beteri hiçbir şey olmamış gibi kalkıp koşmaya devam ediyorum!
Bu düşüşümde üzüldüğüm bir şey hatırlamıyorum.
Gülüyor gülüyoruz ve hala daha hatırladıkça gülüyoruz.

Velhasılıkelam hayattayken yaşamalı.
Yürümeli koşmalı, düşmeli kalkmalı, ağlamalı gülmeli...

- 30.8.2018 02:47:41

Yazarın Diğer Yazıları

Bu yazıya henüz yazılmamış.

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri