» Ahmet Telli şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

10.07

2018

Heybe

Hüseyin Özüpekçe
Heybe yüzyıl sonra yeniden dünyaya dönmüş ve sahibini bulmuştu. Bundan öncede birkaç kez gelmiş kimi zaman kısa kimi zaman biraz daha uzun kalmış, öğretisi kimi zaman dinlenmiş kimi zaman kulak veren olmamıştı. Bir yanına herhangi bir şey konan heybenin diğer yanında zıttı olan kendiliğinden belirir; ikiside sözlerini söyler kâğıtlara işlenir, tüm insan lisanlarına tercümesi yıllar içinde yapılırdı. Ancak heybenin bu özelliğini taşıyanlar bilir diğer insanların bundan haberi olmazdı.

Tepeyi aşıp şehir görünürken oturmuş bir ağacın gölgesinde dinlenirken yanına yaklaştı, derviş görünümlü bu adamı görmüş işini bırakmış elinde su tesisi ile gelmişti. Selam verip su testisini uzattı bağdaş kurup oturmuş derviş görünümlü adam suyu içmiş teşekkür etmişti. Adam söze başladı nerden gelir nere gidersin; derviş insandan gelir insana giderim diye cevap verdi. Anlayamamış bakmıştı gözüne dervişin, bunu anlayan derviş söze devam etti insandan doğdum insanlığı ararım diye devam etti. Hala gözüne bakıyordu adam insanız işte neyi arıyorsun dedi; insan oldukmu gerçekten gezip görür gördüklerimi sonradan yazarım diye cevap verdi derviş. Birazda heybenin sırrını açığa vermemek için böyle konuşuyordu. Derviş adama bir suali olup olmadığını sordu. Adam emek nedir diye sordu; derviş emeğinle kazandığın bir şey var mı dedi. Adam su testisini kendisinin yaptığını söyledi, derviş testiyi aldı heybenin bir gözüne koydu emek dedi ve geri çıkardı. Heybenin bir diğer özelliği de öğrenilmesini hemen istediği şeylerin cevabını heybede kağıda dökerken aynı zamanda heybeyi taşıyanın zihninde belirginleştirmesiydi. Adama dönerek şöyle dedi derviş; bu testiyi yapmak için neler yaptın de hele. Adam ırmak kenarından çamur topladığını, bu çamuru başka toprakla birbirine kattığını; eliyle şekil verdiğini, güneşte kuruttuğunu, ekmek yapmak için kullandıkları fırında pişirdiğini, suyu çekmesin diye çeşitli otlar ve taş ezerek yaptığı karışımla içine cila yaptığını tekrar fırına koyduğunu ve güneşe bıraktığını tüm bunların bir hafta sürdüğünü söyledi. Derviş; başka varmıdır evinde bundan diye sordu. Adam var çarşıdan satın almıştım der; derviş yine sorar hep aynı sudan mı doldurursun testilere; adam evet der. Derviş peki bu testiyle içtiğin su sana farklı gelirmi, adam evet bu testinin suyu daha güzeldir der. Derviş emek nedir diye sordun der adama, adam başıyla onamıştır; derviş cevap şudur; kendi yaptığın testinden içtiğin aynı suyun başka testilerden daha güzel olmasıdır emek der ve yoluna gitmek için müsade ister. Adam Dervişin önünde saygıyla eğilerek yolun açık olsun der.

Derviş bir süre sonra şehre varır yatacak bir yer bulur kendisine ve heybenin öteki yüzünde beliren kağıdı alır ve şöyle yazmaktadır. Bedavacılık testinin içinde ne olduğunu görmeden onu sonuna kadar içmektir. Testiyi yapmanıza gerek yoktur, başkasının yaptığı bir testiye en ucuz yoldan ulaşmaktır önemli olan; hatta gücü sizden az olanların elinden testiyi almaktır. Derviş çıktığı yolculukta ilk beliren zıt cevapları ezberine almıştır, ilerleyen günlerde aynı suale verilecek cevaplardır bunlar ve söylendikçe dilden dile aktarılacaktır.

Sokaklarda dolaşırken adı derviş kalan heybeyi taşıyan adam; ulu bir ağacın altında küçük küçük masaların etrafına konmuş taburelerin olduğu bir yerde durur ve oturur. Yanına gelen adam ne yer ne içersin yolcu der; derviş su içerim der. Adam su parasızdır paralı olan ne içersin der; derviş param yoktur der. Adam neyin vardır der; derviş sorulara cevabım vardır der; adam elinde su ve şerbet dolu iki bardakla gelir derviş suyu içer. Adam niye şerbeti içmedin der; -dervişin parası vardır aslında amacı soru sorulmasını sağlamaktır ya o yüzden önce suyu içmiş param yok demiştir- derviş; soruna alacağın cevabı beğenirsen o vakit şerbeti de içerim. De bakalım derviş nerden gelir nereye gidersin diye sorar adam. İnsandan gelir insana giderim diye cevap verdi. İnsan nedir ararsın öylemi der adam dervişe; derviş onaylayacak şekilde kafasını sallamış, sorun varmıdır demişti. Adam zenginlik nedir derviş diye sorar. Derviş olmasını istediğin bir şey varmıdır der adama adam daha çok malvarlığı der. Derviş bir para ver der bana adam dervişe demir bir para uzatır. Derviş parayı heybeye atar zenginlik der ve parayı çıkarır adama uzatır. Biraz suskun etrafı izler adam cevap der; derviş zenginliğin bir çok hali vardır sen hangisini sorarsın der adam bilememiş bir halle kafa sallar; bu sırada dervişin zihninde birikmeye başlamıştır cevaplar. Derviş adama döner; ileride başka bir dükkanı gösterir oraya girip çıkanların üstü başı daha parlak nedendir der; adam daha çok paraları vardır der. Derviş senin gibi bu şerbet işini yapan varmıdır der bu çarşıda; evet der adam. Peki der derviş hepsi sen gibi böyle eski kaplarda mı sunar şerbeti, hayır der adam kimi benden daha kötü kimi daha iyi hatta çok parası olanların gittiği yerler varmış başka şehirlerde çeşit çeşit camlarda altın bardaktan bile sunanlar varmış. Peki der derviş bu karşıdaki dükkana gidenler ne yerler; adam yemekleri en az on çeşittir, bir gün pişen ertesi günler pişmez; herşeyin en tazesini alırlar. Bu sırada yan tarafta oturan bir adamın yanına yaklaşan üstü başı yırtık birisi kendisine de bir şerbet söylemesini ister masada oturandan. Şerbetçi bir şerbet der adam; şerbetçi masadan kalkar adama şerbeti verir dervişin yanına döner. Bu adamın en çok iki şerbet alacak parası vardır der dervişe birini bu adama harcadı. Derviş zenginlik çok mal çok mülkü olmaktır, en iyi kumaşı giymek çeşit çeşit yemekleri olan sofraya sahip olmaktır der. Adam memnuniyetsiz yüz ifadesi ile dinlerken derviş devam eder; sen de bunlara sahip olmak istersin öylemi, adam onaylar başıyla. Lakin zenginlik sahip olduklarını paylaşabilmektir der ve parası çok olanların gittiği dükkanı gösterir oraya gidenlerden kaç tanesi bu garibe kendi masalarında şerbet içirir diye sorar. Adam cevap vermemiştir. Zenginlik geldiği yeri unutmamaktır diye sözüne devam eder altında olsa camdan da olsa topraktanda olsa içinde içtiğimiz şerbeti hepiniz aynı çiçekten yaparsınız öyle değilmi der; adam mahçup başını sallar. Derviş zenginlik; daha çok paran oldukça daha çok garibe sahip çıkmaktır diye sözünü tamamlar. Adam şerbet sana afiyet olsun derviş ne zaman yolun düşerse gel der. Derviş ayrıldıktan sonra adamın işleri açılmış her gün gelenlerin sayısı artmış daha çok para kazanmıştır. Bir süre sonra iki fıçı şerbet yaptıysa birini garipler içsin diye dükkanın önüne koymayı ihmal etmemiş dervişin sözünü unutmamaktadır. Zenginlik daha çok sahip oldukça daha fazla garibana sahip çıkmaktır.

Derviş şerbetçiden ayrıldıktan sonra heybenin diğer yüzüne bakar. Beliren kağıtta şöyle yazmaktadır; fakirlik daha az eşyaya sahip olmaktır, ancak daha az olması bir gün çoğalmaz anlamına gelmez; fakirlik kaderine küsüp herşeyden vazgeçmek değil; az olanla mutlu olup onu çoğaltmak için çalışmaktır.

Derviş sokağı dönmüş ilerlerken bir kadın ağlamaklı çeşmeden testisini doldurmakta. Derviş yaklaşır çeşmeye kadın yarım dolu testisini çekerek buyur derviş iç suyunu der; derviş bir kaç yudum su içip yüzüne bir iki avuç su serpip döner kadına niye ağlarsın der. Kadın dervişe sen sorulara cevap verebilirmisin derviş sen nerden gelir nereye gidersin der. Derviş insandan gelip insana giderim diyince kadın söyle o zaman derviş umut nedir. Derviş uzat hele testini der uzatılan testiyi alır avucuna bıraz su alır heybeye atar ve umut der. Eğilir bir yudum su içer; kadın testiyi çeşmenin kenarına bırakmış dervişin söyleyeceklerini beklemektedir. Dervişin zihninde belirir cevaplar; kadına döner; ne istersin ki bu suali sorarsın der. Kadın; ne isterim bilmem tam olarak der dervişe. Derviş; umut en zor zamanda içinde doğan güvendiğin görünmez ışıktır der. Şöyle devam eder; yoksul bir adam evinde çocuklarına götürecek hiç bir şeyi kalmamış, evinden çıkmış ormana doğru yürümüş bir ağacın altında oturmuş düşünmektir; kadın dervişin ne diyeceğini sabırsızlıkla beklerken derviş devam eder; adam ağacın altında otururken atın üstünde yaşlıca bir adam yanında durur tut elimi indir beni demiş adam kalmış adamı indirmiş; ağacın altına oturmuşlardır; yaşlı adam gitmek istediği yeri sormuş adam tarif etmiş bu sırada atın nallarının sallandığını farketmiş yaşlı adama evine kadar yavaş yavaş yürümesini orda nalları tamir edip kendisini yoluna göndereceğini söylemiş eve varmışlar; adam nalları tamir etmiş size ikram edecek bir suyumuz vardır demiş yaşlı adama yaşlı adam suyu içmiş adam görmeden bir kese parayı oraya bırakmış atına bindirilip giderken adam yetişmiş yaşlı adama keseyi uzatmış; yaşlı adam durmuş adama eğer keseyi getirmeseydin bir kese paran olacaktı getirdiğin için artık daha çok olacak demiş. Adam anlamamış yaşlı adam kendisinin zengin bir adam olduğunu ve kendilerini yanına aldıracağını söyleyip yoluna devam etmiş. Kadın peki benim için umut demiş; derviş umut her zaman vardır, önemli olan düştüğün dardan kurtulmak için çaba göstermektir o zaman umut sana gelecektir ve ne zaman karşına çıkacağı belli olmaz diyip kadının testisini alıp bir şeyler mırıldandıktan sonra iç bakalım diyip yoluna devam eder.

Heybenin diğer yüzünde beliren yazıya baktığında; umutsuzluk herşeyden vazgeçip hiç bir şey yapmadan gün geçirmek; kendine olan güveni kaybetmek ve hayatın hep aynı olacağına inanmaktır yazmaktadır.

Bir çok karşılaşma ve bir çok soruya verilen cevaptan sonra başka bir şehrin kapısında karşılaştı delikanlı ile derviş. Gence yatacak yer sormuştu ki genç dervişe nerden gelir nereye gidersin derviş ne ararsın bu yabancı diyarlarda diye sormuştur. Derviş gence insandan gelir insana giderim gerçek insanı ararım bu arada insanlara cevap veririm der. Genç dervişin önüne düşerek kalacak bir yer gösterir. Aklında bir dünya soru olan genç bir süre sonra döner dervişi bulur. Sualim vardır derviş der derviş oturduğu yere buyur eder eliyle; genç her sulaime cevap varmıdır der; derviş bir sual der. Genç hiç düşünmeden Aşk nedir der;
derviş gence dönüp nedir seni bu suale götüren der. Genç cebinden bir bez parçası çıkarır bunun sahibidir der. Derviş bezi heybeye koymuştu ki heybenin öteki yüzü yok olmuştu genç bunu farketmemiş dervişten cevap beklemektedir. Derviş şaşkın ne yapacağını bilmez halde gence gidip sonra gelmesini söylemiştir. Genç gittikten sonra derviş bezi heybeden çıkarınca heybenin öteki yüzü yeniden belirmiştir. Derviş anlamış heybe zıttı olan her şeye çalışmakta Aşk'ın ise zıt anlamlısı olarak kabul edilenler aslında aşkın zıttı değillerdi. O yüzden heybe çalışmamış ve genç döndüğünde derviş aşk tektir zıttı yoktur o yüzden cevabım yoktur. Sadece şunu bilirsen faydası olur; aşk herşeydedir, görünmeyene inanmaktır ve vazgeçmemekle ulaşılır. Genç cevabını almış müsade istemiş heybe her defasında kendisine ne zaman aşk sorulursa olduğu gibi derviş onu bir süreliğine üzerinden çıkarınca bir daha gelmek üzere ortadan kaybolmuştur.

Hüseyin Özüpekçe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: aşk-İnsan-heybe
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri