13.08

2018

Kasaba Öyküleri

Mustafa Kemal Başol

Bu öykü, 13.08.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Temmuzun yakan sıcağından kendini kurtarıp, sağ elinin tersiyle alnındaki teri silerek ‘Haydaaaaaar!' diye bağırdı,yaşlı kadın. Haydaar!Gel artık,gızımı oğluna vercem,diye devam ettirdi,haykırışını.Bir müddet sonra yüzleri serinleten ılık bir rüzgar esmeye başladı boşlukta.Yaşlı kadın ellerini iki yana açarak dua etti.Allah'a verdiği nimetlerden dolayı şükredip,tarladaki işine geri döndü.

Çok eskilerden beri süregelen geçim kaynağı toprağın ta kendisiydi burada.Yeni yeni fabrikaların faaliyete geçtiği,gençlere ekmek kapısı olmaya başladığı bilinse dahi atadan kalma toprakları ekip biçmek oğullara veya kızlara kalıyor, baharda başlayıp sonbaharın kırağısı düşene kadar da devam ediyordu.

Eğer şu anda burada olsaydınız,emeğin verdiği ağırlığı taşımaktan belleri iki büklüm olmuş kadınları,alınlardaki güneşin yakamadığı çizgileri,gökyüzünde aniden beliren kara bulutları seyreden adamların ‘dolu yağar mı?' endişesiyle tüttürdükleri cigara dumanının havaya karışan gri telaşını görebilirdiniz.

Ulu,kimin diktiğini kimsenin bilmediği,koca bir ceviz ağacının altında tarla işinden vakit bulabildiğim zamanlarda yazdığım şu satırlarda her an sapçık kargalarının,sığırcık kuşlarının,kumruların,koyunların,cır cır böceklerinin,ineklerin ve onların peşi sıra ardından giden yaşlı bir çobanın sesini duyabilirsiniz.Çocukluğumdan bildim ki bir çoban yalnızca sürüye değil doğanın bizzat kendisine hükmeder.
Bunu nereden çıkardığımı soracak olursanız ; büyüklerimizin bizlere anlattığı kahraman çoban hikayelerini örnek verebilirim sizlere.
Zamanında bir ayıyla aynı sofrada azığını paylaştığı görülen Çoban İbram Aga'nın hikayesi beni en çok etkileyen hikayelerden biri olmuştur her zaman.Hatta yemeğini paylaşmanın yanı sıra ayıyla dertleştiği,karısı Ayşe'yi şikayet ettiği dahi dilden dile dolaşırdı.

Kasabada herkesin bildiği kahvehane önünde şekerli leblebilerimizi yerken kasabamızın yaşlılarından Hasan Aga yanımıza gelir,bize bu hikayeyi her zaman anlatırdı ;bastonuna dayanarak sanki İbram Aga'yı orada görmüş gibi: ‘Ah,o Ayşa garısı yok mu o!Mendebur garı, ne yaptıysam yaranamadım,ne aldıysam yaranamadım,torun evlendircez torun ,ama hala yan gomşuyu öve duru benim yanımda,onların şusu va busu va, a mendebur garı ölcez gitçez gali...mal hırsı bürümüş gözlerini...Sizin işiniz eyi tabi,ye,iç,gez anasını satam,insanız ya dertte bizim çile de,yüce Mevla'm en iyisini sen bilisin gali..canımı şu garıdan önce al da gurtulam,na deyem,muhtara deyvedim,ondan önce ölüsem fakire fukaraya vesin diye para vedim....'diye İbram Aga'nın ayıya nasıl dert yandığını bize anlatır,dururdu Hasan Aga.

Yalnız yaşardı Hasan Aga,iki oğlu vardı.Onlar mektepli olduktan sonra büyük şehre yerleşip Hasan Aga'ya para göndermek dışında iki yılda bir kez uğrarlarsa uğrarlardı,kasabaya.İbram Aga'nın hikayesini anlattıktan sonra kendi bahsine döner: ‘Hanım,öldükten sonra tadım tuzum gamadı,a cocukla!Oğullamın yüzünü gören de cennetlik valla,napam ben parayı napam gali...'diye diye yanımızdan bir çuval hasretlik taşır gibi,başını yere sabitleyip yanımızdan ayrılırdı.Bundan iki yıl önce komşuları Hasan Aga'nın tuvalette cansız bedenini bulmuşlar,şişen bedenini bahçe kapısından çıkaramamışlar,kapıyı kırmak zorunda kalmışlardı.
Şimdi ne zaman onun yaşadığı evin önünden geçsem çocukluğumdan kalan hatıralar onun evinin penceresinden bana bakıp el sallayıp ağzımda şekerli leblebi tadı bırakırlar..

Çok agalar geçmiştir,bu tozlu topraklardan. Onları ya diktikleri ağaçlardan biliriz,ya da zamanında dilden dile anlatılan mertliklerden.Şimdilerde yaşanılan sorunlara bakan büyüklerimiz ‘eskiden böyle miydi..eskiden böyle miydi..' diye hayıflanıp kınarlar yaşayan nesli sonra da birkaç mertlik hikayesi anlatıp güçlendirirler tezlerini... Haklıdırlar,zaman ilerledikçe ve insanlık geliştikçe dışımıza doğru eksildik sanki. Bereketten insan görünmeyen topraklarda şimdi insan kalabalığında bereket arar olduk.Köylüye verilen değerin azalması,teknolojiye verilen değerin artmasıyla uzaklaştık birbirimizden.Herkes kendi davasında kavrulurken ne eskiler kaldı hatrımızda ne de bugünü yaşar olduk.


Mustafa Kemal Başol

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: emek-çoban-öykü-eskiler

Şiirkolikte kayıtlı 4 öyküsü bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Başol yetkili üye konumundadır.


Mustafa Kemal Başol öyküleri

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri