» Necip Fazıl Kısakürek şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

18.08

2018

Kıraç

Zübeyde Yalçınkaya

Bu öykü, 19.08.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Sabah uyandığında yanında uyuyan eşinin yüzünü seyretmeye başladı. Kadın sanki eşinin kendisini seyrettiğini fark etmiş gibi gülümsedi. Ve sonra gözlerini açtı. Fakat gözlerini açar açmaz kadın bir çığlık kopardı.
-Sende kimsin? Kıraç neredesin yetiş, odamıza yabancı bir ihtiyar bunak girmiş. Kıraç kıraç... Adam öfkeli bir şekilde,
-Bu da ne demek? Ben eşin Kıraç! Ne oluyor sana böyle. Hadi yapma böyle güzelim. Gel yanıma ve sarıl bana, dedi. Kadın yerden terliği alıp adama fırlattı. Sonra konuşmaya devam etti.
- Sus diyorum sana. Allah'ın belası. Defol git evimizden. Birazdan eşim gelip sana gününü gösterecek, dedi. Adam öfkeyle yerinden kalkıp,
-Eehh! Yeter be! Seninle uğraşacak değilim. Bırak şu aptalca şakayı, dedi. Ve odayı terk edip banyoya gitti. Banyodaki aynaya baktığında kendini görünce ne yapacağını şaşırdı. Ellerine baktı. Elleri de yaşlı bir adam eli gibiydi, tıpkı bembeyaz olmuş olan saçları gibi. Durumundan korksa da,
-Bu bir şaka olmalı, diyerek, yüzünü çekiştirmeye başladı. Fakat yüzündeki bir maske değildi. Yüzündeki şu şey ne ise yıkayınca çıkacaktı kesin. Defalarca yüzünü bu yüzden yıkadı. Hatta o kadar çok yüzünü yıkamıştı ki yüzü kıpkırmızı olmuştu. Sonunda olanlara anlam veremese de kabullenmek zorunda olduğunu anladı.
-Tabi ya bu geçici bir durum olmalı. Bir doktora gitmem ve bu durumun nedenini sorman gerekir, dedi. Ve banyodan çıktı. Eşiyle karşılaştı,
-Alaz, hayatım. Korkma benden ne olur. Tamam, bu durumumu sana açıklayamıyorum. Ama çözeceğim. Ve çözdüğümde tekrar yanına geleceğim, dedi. Kadın,
-Defol bunak. Sen kim oluyorsun da adımı söylüyorsun. Bir de sorun varmış gibi. Asıl sorun sensin. Evimden çekip gidersen sorun çözülecek zaten. Adam, eşine bir şey söyleyemedi ve evden çıktı. Sonra,
-İşe gitmeliyim, dedi. İş yerine gittiğinde güvenlik onu içeri almadı. Defalarca güvenlikçiye ismini söylese de bu işe yaramadı. Adam, güvenlikçiye sözünü dinletemediğini anlayınca orayı da terk etmek zorunda kaldı. Ve kendi kendine,
-Hemen doktora gitmeliyim, dedi. Doktorun yanına gittiğinde olanları anlattı. Hem de hiçbir satır bile atlamadan. Doktor,
-Beyefendi böyle bir şey tıbben mümkün değil. Siz bence bir psikiyatristle görüşmelisiniz, dedi. Ve adama acıyan gözlerle baktı. Adam doktorun odasından ayrıldıktan sonra Doktor,
-Ahh yaşlılar. Çoğu zaman yaşlandığında böyle bunalıma giriyorlar. Yazık, dedi. Yaşlı adam bu durumundan çok üzgündü. Çünkü kime gittiyse yardım için hiç kimse ona inanmadı. Dahası elindeki kimliği kime gösterdiyse onun kendisi olduğuna kimseyi inandıramadı. Sonunda şehir parkına gidip orada oturdu. Sessizce ağlamaya başladı. Yoldan geçenler ona acıyan gözlerle baksa da yine de yabancı biri korkusuyla ona yanaşmadılar. Adam, hava karardıkça ne yapacağını sorgulaması da artmıştı. Sonunda kararan hava gibi içi de kararmıştı. Parkta gece yatmak yasak olduğu için şehrin kuytularına uyumak için yol almaya başladı. Fakat bunu yaparken adam ne kadarda çok yaşlandığını anladı. Çünkü hem yavaş hareket ediyor, hem de gücü bir şeye yetmiyordu. Parktan çıkmadan ağaçlardan birinin kırık dalını fark etti. Onu yerinden kopardı ve onun üzerindeki dalları ve yaprakları kopardıktan sonra ondan kendine bir baston yaptı. Artık ona dayanarak daha kolay yürüyebilecekti. Adam yaşlılıkla ilgili sorunlarından birini çözdüğü için sevinmişti. Cebinde doktora ödediği paradan arta kalan parayı çıkarıp saydı. Sonra parkın çıkışında köfte ekmek satan bir satıcıdan köfte ekmek ve ayran aldı. Önce şöyle bir karnını doyurdu ve sonra şehrin kuytusuna gitmeye başladı. Aslında bir otele de gidebilirdi. Ama kimliği gerçek halini göstermediği için kimse onun kendisi olduğuna inanmayacaktı. Ki artık insanlara açıklama yapmakta istemiyordu. Çünkü bu durumdan gerçekten çok sıkılmıştı. Şehrin kuytusuna geldiğinde kendisi gibi evsizlerin olduğunu gördü. Başta kendine bir yer seçip hemen uyumak istedi. Fakat o kuytunun da bir sahibi vardı diğer kuytular gibi. Adam yavaş yavaş sahile doğru yürüdü ve kayıklardan birinin içine girip uyudu. Sabah olduğunda olanlar üzerinde yeniden düşünmeli ve kendine yeni bir hayat çizmeliydi. Ama nasıl?
Sabah olduğunda kayığın ipinin geceden çözüldüğünü ve denizin ortasında yalnız kaldığını anladı. Karşıda bir ada vardı. Yüzebilse belki oraya gidebilirdi. Ama istese de oraya gidemezdi. Çünkü bunu yapacak gerçekten bir gücü yoktu. Lanet olası karnı da acıkmıştı. Bir şeyler yemeliydi. Ama bu halde ne bulabilirdi ki. Sonra ileride onun kayığına benzer bir kayığın olduğunu ve içinde de genç bir kızın olduğunu gördü. Kıza seslendi. Kız adamın acı acı seslenişine dayanamadı ve onun yanına geldi. Adama,
-Ne oldu, ne istiyorsunuz, dedi. Yaşlı adam,
-Kayığın kürekleri yok. Beni karşıdaki adaya kayığınla götürür müsün, dedi. Kız tatlı bir gülümsemeyle olur dedi. Ve yaşlı adamı kayığına aldı. Adam o kadar suskun ve çaresizdi ki kız onun bu çaresizliğini anlamış gibi,
-Galiba kalacak yeriniz yok ve kimsenizde, dedi. Adam,
-Evet, hiçbir şeyim yok. Ben yalnız yaşlı bir bunağım, dedi. Peki, adada ne yapacaksınız. Bilmiyorum. Yaşam beni buraya sürükledi, dedi. Kız,
-Şu adada herkes dost canlısıdır ve birbirini korur. Ben bu adada bir konakta çalışmaktayım. Evin sahibi çok iyi biri. Bahçeyi sulaması için bir bahçıvana ihtiyaçları var. Eğer çiçekleri sulamak istersen ve para kazanmak istersen benimle gelebilirsin. Hem konağın bahçesinde bir kulübe var. Sen orada kalabilirsin, dedi. Yaşlı adam duruma sevindi. Ve kızın teklifini kabul etti. Kızla birlikte konağa gittiler. Konak adamın düşündüğünden daha büyük ve daha güzeldi. Evin sahibi yaşlı bir kadındı. Ve yaşlı kadın bahçede tablo yapmaya çalışıyordu. Kız, kadına yaşlı adamı göstererek,
-Aradığınız bahçıvanı buldum. Eğer kabul ederseniz artık bahçenizle o ilgilenecek, dedi. Kadın adama baktı ve,
-Olur, dedi. Artık adam sokakta kalmaktan kurtarmıştı. Birde bu yaşlılıktan kurtarsa çok iyi olacaktı. Ama ne zaman! Kız, adamı kulübede kalacağı yeri gösterdi ve ona yemek götürüp verdi. Adam yemeği yedi ve artık işe koyulma vakti, dedi. Ve bahçeyi hortum yardımıyla sulamaya başladı. Sonra bahçedeki kırmızı gülleri görünce bir an hüzünlendi. Çünkü eşi bu gülleri çok severdi. Ama şimdi bunun bir anlamı yoktu. Başını silkeleyerek onun için artık çok yaşlı bir bunağım, dedi. Daha sonra bahçenin diğer ucuna gitti ve orada evin hanımını tekrar gördü. Kadın yaşlı olmasına rağmen çok ince bir ruha sahipti. Adamın kendisini seyrettiğini fark edince ona,
-Adınız neydi, dedi. Adam,
-Kıraç, dedi. Kadın,
-Hım.. Kıraç öylemi. Biz yaşlandığımızda insanoğlu bir kır ağaca döner dedi. Ama bilmezler yaşlılık büyük bir nimet. İnsan yaşlandığında yaşadığını en çok fark eder. Önceki zamanda hayat hep bir koşuşturmayla geçer. Ve insan kendini tanıma fırsatını en çok yaşlandığında elde eder. Artık kaybettikleri değil, elde ettikleriyle mutlu olur. Bir meyvenin tadı bile çocukluğundaki gibi tatlı ve güzeldir, dedi. Ve önünde durduğu tablonun kenarına çekilir ve çizdiği resmi adama gösterir. Adam, gördüğü resme hayret eder. Çünkü kadın adamın resmini kısa süre içinde ve sadece bir defa görmeyle çizmişti. Adam,
-Beni neden çizdiniz ki, dedi. Kadın, bu senin buraya geldiğindeki halin. Ve sen gerçekten en az benim kadar yaşlısın ve yüreğinde öyle. Ki senin yüreğin gençleştiğinde yüzünde gençleşecek. Yüzündeki kırışıklıklar azalacak ve yüzüne tatlı bir tebessüm gelecek dedi. Adam şaşkın bir halde,-Ne demek istiyorsun, dedi. Kadın,
-Sen bir zaman çok gençtin ve yüreğini yordukça tanrı senden gençliğini aldı. Ve sen ne zaman bundan vazgeçersen tanrı seni tekrar gençleştirecek dedi. Adam kadını gerçekten tuhaf ve gizemli buldu. Ama bir o kadar da tanıdık. Ve bu kadın kimdi? Dahası hayatında yeri neydi? Ne olabilirdi ki o da kendisi gibi bunak biriydi. Kadın gülümsedi,
-Eminim beni de kendin gibi bunak biri olarak görüyorsun. Haklısın sana verilen cezanın aynısı bana da verildi, dedi. Sonra eve doğru yürüdü ve evden içeri girdi. Adam büyük bir şaşkınlıkla,
-O da benim gibi gençliği elinden alınanlardan. Aman tanrım bu ne demek, dedi.
Akşam olduğunda evden dışarı çıkan piyano sesi adamı çok şaşırttı. Çünkü bu müzik! Olamaz bu olamazdı. Çocukluk aşkı olan Aşula adlı kız olamazdı. Ama onun yaşlanmış haline kadın ne kadar da çok benziyordu. Hayır, hayır bu o olamazdı. Adam yavaşça eve doğru yürüdü ve evin dış kapısının açık olduğunu gördü ve içeri girdi. Evin içinde müzik sesinin geldiği yere doğru yürüdü ve o sırada müzik sesi kesildi. Kadın,
-Sonunda geldin işte dedi. Adam sen Aşula mısın, dedi. Kadın,
-Evet, dedi. Adam bu bir şaka mı, eğer şakaysa hiç hoş değil dedi. Kadın,
-Evet, bu bir şaka. Hem de tanrının şakası dedi. Yıllardır seni bekledim dönersin diye ve senin dönmeni beklerken çok yaşlandım. Tıpkı senin bana dönememenin sancılarıyla birden yaşlanman gibi yaşlandım, dedi. Peki, bunu nerden biliyorsun, yani böyle olduğunu. Hem ben seni çoktan unuttum ve evlendim. Eşimi çok seviyorum hem de çok, dedi. Kadın,
-O yüzden onun değil de benim yanımdasın. Ve buraya nasıl geldiğini de bilmeden. Adam hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Kadınsa,
-Artık ağlama değil, aşkı yaşama vakti. Aşkımızı yaşama vakti, dedi. Adam yavaşça kadına yaklaştı ve ona sarıldı. Fakat gözlerini açtığında kadının çok genç biri olduğunu gördü. Ve sonra ellerine baktı ve onlarında gençleşmiş olduğunu gördü. Olanlara şaşırsa da bir günde kaybettiklerinin kendisi için ne kadar önemsiz olduğunu anladı. Ve asıl önemli olanın gerçek bir aşk olduğunu fark etti. Gerçek bir aşk!


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: kıraç-aşk-yaşlılık

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri