24.10

2018

Rüya

Hüseyin Özüpekçe

Bu öykü, 24.10.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Epey uzaklaşmıştı otobüs şehirden geriye doğru son bir kez baktı; mutluluklarına, acılarına, geçip giden yaşlarına, yüzünde ve ellerinde oluşan çizgilere şahit olan şehir uzaktan hayli küçük görünüyordu ve sokakları görünmüyordu artık. Buradan ayrılma kararını güçte olsa almıştı sonunda. Çok uzun yıllar önce şehrin henüz bir nüfus tabelası ve hatta trafik ışığı bile yokken gelmişti bu şehre. Kendisi yaşlanırken şehirde büyümüştü zamanla ve şimdi kalabalık insan grupları yer almakta çocukların oyun peşinde koştuğu caddelerinde. Henüz bir nüfus tabelası bile yokken geldiği şehrin büyümesini izlerken kendisinin yaşlanmasını tam olarak izlememişti. Şimdi geçen giden zamana bakınca buraya geldiği ilk güne dönmek arzusu kaplıyordu ve keşke olsaydı böyle diyordu bazı şeyler için. Kim bilir belki de kendisini şehre ilk geldiğinde karşılayan sokaklar ve o zamandan hala ayakta kalanlarda aynı şeyi düşünüyordu. Geldiğinde yaşı henüz yirmilerde idi büyük idealleri ve zihnini meşgul eden bir dünya sorusu vardı, şimdi giderken orta yaşlarına varmış kırık dökük birkaç hayalinden başka bir şeyi yoktu ve geldiği gibi tek başına gidiyordu. Oysa yıllar içinde neredeyse tanımadığı kimse kalmamıştı. Zaman birçok şey vermiş birçoğunu almış olsa da tek başına vedasız habersiz ayrılmak zor geliyordu.

Yolculuklarda gelip geçtiği yerleri seyretmeyi severdi çoğu zamanda böyle yapardı. Bu defa öyle olmamıştı. Uyumak istemişti sadece uyumak belki çok uzun yıllar gelip gittiği bu yollardan bir şeyler görürse unutmak daha zor olur diye geçirmişti içinden. Otobüsün kimi zaman ağırlaşan motor sesiyle uyumayı başarmıştı. Gözlerinin dışarıyı izlemek istemesine rağmen göz kapaklarını ikna edebilmişti sonunda ve bir yolculukta ilk defa böyle derin uyuyordu.

Elinde içinde birkaç kitap, birkaç parça elbisesi olan valizi ile henüz nüfus tabelası bile olmayan şehrin hemen girişinde inmiş kendisini getiren eskimi eski otobüsün gidişine bakmıştı. Biraz ilerledi kendisinden on yaş kadar büyük daha sonraları abi diye hitap ettiği her türlü eşyanın satıldığı dükkânın önünde durdu. Dışarda tahtadan yapılmış küçük kasalar içinde sebze meyveler, ahşap bir ekmek dolabı, içerde kapağı bozuk iple tutturulmuş bir buzdolabı içerisinde satışa hazır eşyalar, dükkânın derme çatma ahşapla ayrılan diğer tarafında ise eski ev eşyasından yeni yapılacak bir evin her türlü malzemesine kadar vardı. İçeriye yönelip kendisini tanıttı henüz bir nüfus tabelası bile olmayan bu şehre memur olarak tayin edilmişti. Dükkân sahibi güldü buraya bilmem kaç yıl olmuş memur gelmez buraya dedi. Dükkân sahibi genç olsa da bu şehrin yazgısından bir hayli haberdardı. Eee şimdi sen burayı bilmiyorsun tanıdığın kimsede yoktur; de bakalım memur arkadaş nerde kalacaksın sen ne yapacaksın şimdi. Yüzüne vurulan bu gerçekle doğruldu biraz oturduğu ahşap sandalyesinden. Evet, tanıdığım kimse yok çalışacağım yeri ve hatta tam olarak ne iş yapacağımı bile bilmiyorum. Ceketinin cebine uzandı tayin belgesini gösterdi. Gel bakalım memur arkadaş gidelim bakalım ne iş yapacaksın öğrenelim demişti dükkân sahibi. Valize uzandığında kalsın dönünce alırsın dedi yine dükkân sahibi. Henüz nüfus tabelası yoktu tıpkı yollarında asfalt veya kaldırım olmadığı gibi derme çatma siyah taşlardan yapılmış birkaç sokak vardı, geri kalan sokaklar ise hala toz toprak içinde. Zaten az sonra durdular badanası sararmış üzerinde devlete ait olduğunu belirten bir tabelası olan binanın önünde. Devlete ait olduğu bellide ne yazdığı okunmuyordu badana gibi yazıda akıp gitmişti. Tek katlı binaya girdiklerinde ağır tütün kokusu kaplamıştı her yanı, binanın dışı içeriden daha temiz diye geçirdi aklından içerde ise yaşını bir hayli almış iki çalışan biri kendisi gibi memur biri temizlik görevlisi anlaşılan temizlik işlerinden pek haz etmiyordu. Tanıştıktan sonra bu yeni yetmenin kendilerinden daha üst bir memur olması ve ondan emir alacak olmaları biraz zorlarına gitmişti. Peki, peki efendim diye tamamlıyordu temizlik görevlisi tüm cümlelerini diğeri ise pek oralı değildi.

Döndüklerinde dükkân sahibi eee memur arkadaş nasıl beğendin mi demişti birazda alaycı bir şekilde. Cevap vermemiş ancak duruşundan anlamıştı o gün dükkân sahibi bu yeni yetme memur her şeyin üstesinden gelebilirdi. Dükkân sahibi yine eee memur arkadaş ile başlayan bir cümleye daha başlamış ve o zaman sana birde ev bulmak gerek demişti. Birkaç gün önce şehri terk eden bir ailenin boşalttığı küçük bir evim var istersen orayı verelim sana. Olur, anlamında başını salladı. Birkaç saat içinde birkaç ev eşyası mutfak araç gereçleri derken ev oturulabilir duruma gelmiş tabi ki tüm eşyalar her şeyi satan bu dükkândan temin edilmişti. Bunları alacak başka bir yerde yoktu zaten şehrin bir nüfus tabelası bile yoktu. Dükkâna döndüklerinde parası ne olacak demişti ki dükkân sahibi güldü. Buralara memur gelmez gelse de gitmezmiş kolay kolay alırız yavaş yavaş demişti. Bu defa ikisi bir güldüler.

Otobüsün zaman zaman ağırlaşan motor sesini hafiften duyuyordu bazen, ancak göz kapakları bir türlü açılmıyordu.

Birkaç gün sonra tekrar dükkâna gelmiş eksiklerinin listesini artık abi dediği dükkân sahibine vermişti. Evine bir çeki düzen vermek niyetindeydi. Boyasından eksik eşyalara kadar tamamlamak istiyordu. Hatta mevsim sonbahar olduğundan bahçeye dikilecek birkaç ağaç bile vardı listede. Listede olanları sağı solu dağılmış kamyonete yükleyip eve götürmüşlerdi beraberce. Akşamüzeri dükkân sahibi elinde birkaç ağaç fidesi ile gelmiş bahçeye dikmişlerdi. Memur arkadaş sen bunların büyüdüğünü görür müsün acaba diye alaycı gülüşünü yine göstermişti dükkân sahibi.
...

Birkaç yıl geçmiş binanın badanasının yerini boya almış, tabeladan artık hangi devlet kurumu olduğu anlaşılıyordu. Yaşını almış temizlik görevlisinin temizlikle olan savaşı her geçen gün yeni yetme dedikleri memurun istediği yönde sonuçlanır olmuştu. Şehir bir nüfus tabelasına kavuşmuş, sokaklar yapılmaya başlanmıştı. Hatta yeni yeni memurlar tayin olmuştu ve hepsi eşyalarını abi dediği birçok şeyi satan dükkân sahibinden almıştı. Şehir değişiyordu kendisinin yavaş yavaş değişmeye başladığı gibi. Bazı ideallerinden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bahçedeki fideler birkaç kışı atlatmış artık ağaç görünümü veriyordu.

Otobüsün zaman zaman ağırlaşan motor sesini hafiften duyuyordu bazen, ancak göz kapakları bir türlü açılmıyordu.
...

Birkaç yıl daha geçmiş şehir artık büyümüş okul sayısı artmış sağlık ocağının yerini hastane almış, ağaçları ilk meyvelerini vermiş, savaşçı temizlik görevlisi ve diğer çalışanın yerini daha genç yeni memurlar almış, aşık olmuştu, her şeyi satan dükkan sahibi abisi daha derli toplu bir dükkana geçmiş başka başka dükkanlar açılsa da hala her şeyden satmaya çalışıyordu ve günden güne büyüyordu. Dükkâna her gidişinde abi sen ticaret için doğmuşsun diyordu.

Bir akşamüstü dükkâna gitmişti canı biraz sıkkın. Ooo memur arkadaş hoş geldin diye karşılamıştı dükkân sahibi abisi. Artık dükkân demekte güçtü büyük bir işyerine dönüşmüştü. Yüzünden anlaşılıyordu bir sıkıntısı olduğu. Yirmili yaşların sonuna yaklaştım abi geldiğimde demiştin buraya memur gelmez gelse de gidemez diye. Dediğin gibi ama başka başka memurlarda geldi çok fazla sayısı olmasa bile. Bu mu yani canını sıkan dedi dükkân sahibi. Hayır, abi hayır gitmek veya kalmak değil şeyyy şeyy ben ben âşık oldum diyebilmişti sonunda. Vay vay memur arkadaş sonunda demişti dükkân sahibi abisi. Eee diye ekledi. Abi bilmiyorum görüyorum sadece sokakta. Eeee dedi yine dükkân sahibi. Hani kim olduğunu filan..... tamam tamam öğreniriz.

Aradan geçen birkaç günden sonra yine dükkâna gitmiş merak içinde konunun açılmasını beklerken, dükkân sahibi abisi başka başka yerlerden konuşup duruyordu. Ahşap sandalyelerin yerini alan yeni koltuğunda heyecanla bekliyordu fakat başka başka konulardan bir türlü sıra gelmiyordu. Sonunda dükkân sahibi gülerek öğrendim öğrendim demişti. Uzun zaman önce başka şehre göç eden bir ailenin kızı, okumuş oda senin gibi memur olmayı bekliyor şimdi. Birkaç ay olmuş buraya geri döneli, niye döndüler onu da anlamadım ama.

Otobüsün zaman zaman ağırlaşan motor sesini hafiften duyuyordu bazen, ancak göz kapakları bir türlü açılmıyordu.
...
Aradan birkaç ay geçmiş dükkân sahibi abisinin ve eşinin yardımları ile tanışabilmişlerdi. Buralarda büyük şehirlerde olduğu gibi gezip konuşmak böylece anlaşmak yoktu. Yine de büyük şehirde yaşamış olan bu kız kendisini tanımak amacıyla birkaç kez evine davet etmişti. Annesi ile birlikte oturup buralara çok uzaklardan gelen bu memuru tanımış ve sevmişlerdi. Bir yıl kadar geçtikten sonra dükkân sahibi abisinin aracılığı ile şehre yeni yapılan küçük parkta nişan törenlerini yapmışlar, kimsesi olmayan uzaklardan gelen bu memura kız isteme işini de dükkân sahibi abisi üstlenmişti. Birkaç ay sonrada düğünleri yapılmıştı yine aynı yerde ve mevsim güze dönerken kendisinin diktiği ağaçlardan son meyveleri bu defa sevdiği kadınla birlikte toplamışlardı.

Otobüsün zaman zaman ağırlaşan motor sesini hafiften duyuyordu bazen, ancak göz kapakları bir türlü açılmıyordu.
...

Değişip giden şehrin şahitliğinde kendi yaşamı da bir hayli değişmişti. Ağaçlar artık iyice büyümüş, eşi de kendisi gibi memur olmuş, binalar büyümüş, eski sokakların diğer taraflarında gelişen şehirde büyük büyük caddeler yer almaya başlamıştı. Dükkân sahibi abisinin artık birden fazla işyeri vardı ve hala her şeyden satıyordu. Bu yıl her açıdan zor bir kış geçirmişlerdi. Bir çocuklarının olacağını öğrenmişler, eşi annesini kaybetmiş, ülke savaşların eşiğinden dönmüş, her şeyin fiyatı armış kimi zaman uzun geceler elektriksiz kalmışlardı. Neyse ki bahara doğru biraz daha normalleşmişti. Bir kızları olmuştu ilkbaharın son günlerinde ve herkese garip gelse de adını mayıs koymuşlardı. Birkaç yıl içinde zor geçen o kıştan sonra şehirde ve ülkede o zamanki yaşananların etkisi kalmamıştı. Mayıs'ın bir de erkek kardeşi olmuştu.

Otobüsün zaman zaman ağırlaşan motor sesini hafiften duyuyordu bazen, ancak göz kapakları bir türlü açılmıyordu.
...

Aradan uzun yıllar geçmiş mayıs neredeyse kendisinin annesini gördüğü yaşa gelmiş yüksekokula başlamış öğretmen olma yolunda ilerliyordu. Erkek kardeşi de liseyi okuyor ve yazları dükkân sahibi amcasının yanında çalışmaya başlamıştı. Evi dükkân sahibi abisinden satın almış istedikleri şekilde yeniden inşa etmişlerdi ve şehrin nüfus tabelası her geçen gün artıyordu. Bazen ilk geldiği zamanlar aklına geliyordu toz toprak içindeki sokaklardan şimdiye nasıl gelmiştik diyordu kendi kendine. Şimdilerde dükkan sahibi abisinin de ortak olacağı ve daha önceden büyük şehirlerde gördükleri alışveriş merkezlerinden bir tane de buraya yapılacak olmasına inanmak hayli güçtü. Geldiğinde nüfus tabelası bile olmayan bir şehirden şimdiki şehre nasıl gelinmişti. Bunları düşünürken anlıyordu şehir değişirken kendisindeki değişimleri daha az gözlemlemişti.
...

Otobüsün zaman zaman ağırlaşan motor sesini hafiften duyuyordu bazen, ancak göz kapakları bir türlü açılmıyordu. Az sonra omzuna birkaç kez dokunulması ile zor da olsa göz kapaklarını açabilmişti. Karşısında görevliyi görünce ne olduğunu anlamadan sağa sola oturduğu yere baktı. Birkaç dakikada ancak kendine gelebilmişti. Başında bekleyen görevli geldik bakın herkes indi sizi bekliyoruz dedi. Uzatılan valizle nerde olduğunu ancak anlayabilmişti...


Hüseyin Özüpekçe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: aşk-şehir-rüya-zaman
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri